Mudanya Mütarekesi

Kurtuluş Savaşının askeri safhası henüz bitmemiş, 9 Eylül de İzmir’e giren ordularımız 11 Eylül’de Bursa’ya ulaşmıştı. Artık ordularımız İstanbul ve Çanakkale üzerine yürümeye, burada bulunan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan hakimiyetine son vermeye hazırdı.

28 Eylül 1922’de bir Fransız Harp gemisi ile İzmir’e gelen FranclinBouillon, başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek  20- 23 Eylül 1922 tarihlerinde Paris’te yapılan müzakereler hakkında bilgi verdi. FranclinBouillon İzmir’de kararlaştırılan esasları sağlayacağına dair teminatı üzerine, Türk ordusunun boğazlara yönelen harekatı  durduruldu. Ve bu durum 28 Eylül 1922’de General Harrington’a bildirildi.
(Türk İstiklâl Harbi, Ankara 1964, IV, s. 43-45. )

Mudanya konferansı Anadolu kuvvetlerinin İtilaf devletleri ile ilk defa masa başında bir araya geldiği yerdi.
Konferans 4 Ekim 1922 Salı günü öğleden sonra Mudanya’da, Rusyalı bir eski ticaret adamı olan AleksandrGanyanof’un evinde açıldı.
( Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C. III, s.34 )

Konferansın Türklerin lehine sonuçlanacağı muhakkaktı. Ortada büyük bir fedakarlık destanı olan Kurtuluş Savaşı muzafferiyeti vardı. Yunan ordusu dağılmış, adeta bir sürüye dönmüştü. Artık ne savaşacak ne Trakya ve Anadolu üzerinde hak iddia edecek takatleri vardı.
Bu yüzden bu konferans Türkler için büyük önem arz etmekte ve gelecekte imzalanacak olan Lozan antlaşması için bir ön deneme olacaktı. Diyebiliriz ki Mudanya, Lozan’ın ön sözüdür. İkisi de tartışmasız bir şekilde Türkiye lehine sonuçlanmıştır. Verilen bir takım tavizleri büyütüp, masal gibi anlatmanın kimseye faydası yoktur. Zira insanlık tarihinde her daim antlaşmalar iki tarafında verdiği tavizler ile imzalanmıştır.
( Sevr gibi antlaşmaları ayrı tutmak lazım. Buna bir antlaşmadan çok teslimiyet belgesi dersek daha doğru olur)
Saydığımız tüm bu sebeplerden ötürü Mudanya önemini kaybetmeyecek büyüklüktedir.  Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam isimli kitabında Mudanya Mütarekesinin önemini şu sözlerle vurguluyordu;
‘’ Bu ev şimdi bir müze olarak ziyaret edilir… Burası, milletin ters giden talihinin, bütün gerçekleri ile çetin bir İstiklal savaşı sonunda yenildiği ve bu yenilginin, Birinci dünya harbinin galipleri, yani dünyanın efendileri tarafından kabul olunduğu yerdir….Bu  basit bina, ilk defa Anadolu’da başlattırılıp, İkinci Dünya Harbinden sonra bütün yarı sömürge veya sömürge ülkelerin bağımsızlıkları ile neticelenen mücadelenin, ilk askeri zaferinin ilan edildiği yerdir.’’

Fransız kuvvetleri komutanı General Charpy, Quinet zırhlı kruvazörü ile müttefik işgal orduları ve İngiliz kuvvetleri başkomutanı General Charles Harrington ve İtalyan generali MonbelliDuvilio, birer muharebe gemisi ile Mudanya’ya geldiler. FranclinBouillon, Fransız generali Charpy ile birlikte Mudanya’ya gelmişti. T.B.M.M. hükümetini temsil edecek olan İsmet Paşa, 2 Ekim 1922 akşamı Mudanya’ya ulaşmıştı.

İlk toplantının yapıldığı gün İngiliz general  Harrington bir proje sunarak, kabul edilmesini teklif ediyor ve müttefik kuvvetlerin bu projede anlaşmaya vardığını bildiriyordu.
Ancak büyük bir sorun vardı. Müttefikler Kurtuluş Savaşı’nın galibinin Türkiye tarafı olduğunu unutarak menfaatlerimize aykırı bir proje hazırlamıştı. Projeye göre Yunanlılar, Trakya’dan çekiliyor ancak Trakya, Türklere değil müttefik kuvvetlere devrediliyordu.

Antlaşmanın imzalanmasından sonra Trakya’nın Türklere teslim edilip edilmeyeceğini soran İsmet Paşa, İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerden hayır cevabını almıştı. Bu proje kesinlikle reddedildi. Üç yıl süren savaş, Büyük Taarruz ve düşmanın denize dökülmesi ardından, Türkiye hala mağlup taraf muamelesi görüyor ve toprakların iadesi söz konusu olmuyordu. Türk heyeti karşı projesini sunmak üzere konferansın bu toplantısına son vererek bir sonraki güne taraflara davet gönderdi.

Türk karşı teklifi sunulduktan sonra taraflar metinleri incelemek için izin istediler. Öğleden sonra metin üzerinde değişiklikler yapılmasını istediklerini belirttiler. Buna göre İsmet Paşa’nın verdiği teklif metni bir iki düzeltme dışında genel kabulü sağlamış görünüyordu. Zaten başka bir ihtimal söz konusu olamazdı. Zira Türk orduları Çanakkale, İstanbul ve Trakya üzerine harekete geçmek için başkomutanın emrini beklemekte idiler. Bu 1919 da kolayca bertaraf ettikleri dağılmış, sinmiş ordu değil, İstiklal Savaşının galibi muzaffer Türk ordusuydu. Ve bütün vatan düşmandan temizlenmediği müddetçe pes etmeyecekti.

5 Ekim 1922 Perşembe günü Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya gönderdiği telgrafta anlaşmaya varılmayan maddeler ile ilgili hükümet tarafından alınmış kararları bildiriyordu. Buna göre;

1- Karaağaç, Edirne şehrinin bir mahallesidir. Yunan ordusu Edirne’nin batısına çekilmeli ve orada, bütün doğu Trakya’da olacağı gibi, T.B.M.M. Hükümeti kurulmalıdır.

2- Trakya’nın boşaltılması ve bize teslimi belirsiz bir zamana bırakılamaz. Teslim alma derhal başlayacak, kesintisiz devam edecek ve en çok 30 gün içinde sona erecektir. Teslim alınmış olan her noktadan İtilaf devletleri ve komisyonları derhal çekilecek ve 30 gün sonunda bütün Trakya’yı terk edeceklerdir.

3- Yunan ordusunun Anadolu’dan ve Trakya’dan götürdüğü silahsız halkı Yunan hükümeti hemen geri vermelidir. Harp esiri subaylarla erlerimizin aynı zamanda geri verilmesini isteriz.

4- Azınlıklar meselesi Mudanya konferansı müzâkeresi dışındadır.

Müttefikler bütün maddelerde belirli tavizler vererek, İsmet Paşa’nın teklifi üzerinde anlaşmaya varabileceklerinin sinyalini verdiler. Ancak Karaağaç ile ilgili durumlarında bir değişiklik söz konusu değildi. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya bir telgraf göndererek ‘’ Ankara, Yunanlılardan başka, Müttefik kuvvetlerinin de Trakya’yı boşaltmalarını istiyordu. Hatta Gazi Mustafa Kemal 6 Ekim günü öğleden sonra ve istenilen noktalarda anlaşma olmazsa, İsmet Paşanın Türk askeri hareketlerinin durdurulmasına müteallik söz ve yetkilerinin aynı gün saat 18.00 ‘den itibaren kaldırılacağını bildiriyordu.’’
( Aydemir, a.g.e. s.36-37 )

Fransızlar ve İtalyanlar Türk görüşünü kabul etmişlerdi. Ama İngilizler boyun eğmek istemiyor, Türklere diz çöktürmek için durumu çıkmaza sürüklemeye çalışıyorlardı.
Ama İngilizler de en sonunda anlaşmayı imzalamaya olumlu baktıklarını bildirdiler. Kalan önemli mevzular barış konferansında halledilmeye çalışılacaktı.
Ve nihayet 11 Ekim 1922 günü İsmet Paşa başkomutandan ve Büyük Millet Meclisinden aldığı yetki ile antlaşmayı imzaladı. Diğer delegeler de imzaladılar fakat Yunan delegeleri imza etmeye yanaşmamaktaydı. Zaten konferansa da katılmamışlar görüşmeleri Mudanya açıklarında bir İngiliz zırhlısı içinden takip etmişlerdi. Öyle ya büyük Yunanistan, Megali İdea hayali ile yola çıkan Yunanlılar, şimdi Anadolu ordusunun komutanları önünde poz vermekten çekiniyorlardı. Onlar bitmiş, yok edilmiş, yenilmiş bir ordunun mensupları, daha da kötüsü üç yıl boyunca sürdürülmüş katliam, tecavüz ve daha binlerce iğrenç, insan onuruna yakışmayan olayların mimarlarıydılar.
14 Ekim’de İstanbul’daki Yunan temsilcisi Sonopoulos’un müzâkereyi onayladığını bildirmesi ile bu mesele de çözümlenmiş oldu.
Kurtuluş Savaşı artık bitmişti. Üç yıllık kan ve göz yaşı artık sona ermişti.
Antlaşmanın imzalanmasından sonrasını, eğlenceli bir şekilde anlatan Şevket Süreyya Aydemir’den aktararak  veda ediyorum..

‘’ Konferans binası önünde bir askeri bando bekliyordu. Önde General Harrington olduğu halde müttefik generalleri ile maiyetleri, eski tacir AleksandrGanyanof’un ahşap yalısının mermer holünde göründüler… İsmet Paşa orada misafirlerine son defa veda ederken bir askeri selam birliği vaziyet aldı. Müttefik generaller bu kıtayı teftiş ederek geçerlerken askeri bandonun şefi değneğini kaldırdı. Mızıka bir marşa girdi. İtilaf devletleri generalleri bu marşın ahengine  ayak uydurarak rıhtıma doğru yürüdüler.
Fakat nedense bu marş biraz fazla oynaktı. Müttefik delegeleri ilerledikçe bandonun temposu da hızlanıyordu. İsmet Paşa misafirlerinin bu ahenge ayak uydurmak gayretlerini, o her zamanki çocuksu tebessümleri ile takibe çalışıyordu. Bando, temposunu büsbütün hızlandırdı. Nameler gittikçe oynaklaştı. Bu marşın çalınışı bir tesadüf müydü, yoksa bando şefinin zeki bir azizliği miydi, bu hala belli olmamıştır.
Ama Mudanya anlaşmasını imzalayanlar, Mudanya’yı bu oynak marşın temposu içinde terk ettiler.
O zaman bir gazete öyle yazmıştı ki, bu marş, şu ünlü kahkaha marşıydı… ‘’

Yazı ilk olarak MedyaSiyaset.com’da yayımlanmıştır. Ekin Topçuoğlu’nun MedyaSiyaset’teki yazılarını okumak için tıklayınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir