Kemalizm Nedir?

 

Kemalizm, Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsına dayanmak suretiyle, onun fikirlerini ve Türk İnkılabı uygulamalarını temeline alan bir ideolojidir.

Bu kavram, birbirinden farklı siyasi duruşlara sahip olan kişilerce, birçok kez Atatürk’ün şahsiyetinden ve bazen de Türk İnkılabı’ndan soyutlaştırılmak istenmiştir. Kavrama suni bir izlenim kazandırmak isteyenler de olmuştur. Bu doğrultularda da, kavramın Atatürk ile bir ilgisinin olmadığı, onun ölümünün ardından ortaya atılan bir sözcük olduğu gibi iddialarda bulunulmuştur.

Buna binaen “Atatürkçülük” kavramı, uzun bir dönem Türk insanının kaygıyla yaklaştığı “-izm” ekini bulunduran sözcüklerden biri olan “kemalizm”e göre daha sıklıkla, ve halk tarafından ona oldukça yakın anlamda kullanılmıştır.


Ortaya çıkışı ve ortaya çıktığı dönemdeki kullanılışı

Kurtuluş Savaşı sırasında ortaya atılan kavram, ortaya çıktığı dönemde bir ideoloji olarak -Kemalizm olarak- anılmaktan ziyade; kemalistlerden, sürmekte olan mücadelenin içinde yer alan bir kitle olarak söz edilmiştir. Bu kitle için bu sözcüğün kullanılmasının sebebi de, Mustafa Kemal Paşa’nın başat konumda olmasıdır.

Nihayet, kemalist olarak tarihte ilk kez anılan kişiler, genel itibariyle o dönemde kendilerini bu şekilde anmamışlardır. Yani “kemalist” sözcüğü ilk kez, kemalizm ideolojisini benimseyen kişiler için kullanılmamıştır. Zira o dönem henüz bir ideolojiden söz etmek mümkün değildir.

Kemalizm kavramı, Kurtuluş Savaşı’nın ilk yılında, İngiltere adına faaliyet yürüten Yüksek Komiser John De Robeck’in raporunda kullanılmasıyla tarihe adımını atmıştır. Bu, kemalizmin dış dinamiklerce son anılışı değildir. Bununla birlikte kemalizm kavramının ilk gündeme geldiğinden itibaren, sonraki kullanımlarıyla uluslararası bir niteliğe kavuştuğu da söylenebilir.

The Sphere gazetesinin (İngiltere) 5 Mart 1921 tarihli sayısında yer alan bu harita, Sevr Antlaşmasına uygun olarak düzenlenmiş. Ankara Hükümeti’nin kontrol ettiği bölge “Kemalist Nüfuzu” olarak anılmış.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve açık hava
1920’de bir işgal direnişçisinin İngilizlerce tersane bahçesinde kurşuna dizilmesi. Fotoğrafın altına düşülen not: “Execution of a Kemalist Türk at İsmidt” yani “İzmit’te Kemalist bir Türkün infazı”

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar
Fransa menşeili L’illustration dergisinin 17 Eylül 1922 sayısı. Sağ alttaki “kemalistler” ifadesi.

Kemalizm kavramı, resmi bir ideoloji halini almadan önce de ülke içinde kullanılmıştır. Buna, bir devlet kuruluşu olan Matbuat Umum Müdürlüğü’nce, 1934’te, Türkiye’yi dış ülkelere  tanıtma amacıyla çıkarılan La Turquie Kemâliste (Kemalist Türkiye) dergisi örnek gösterilebilir. (Derginin 49 sayılık ömrü vardır.)

Derginin kapağı bu şekildeydi.

İdeoloji halini alması

Kemalizm, Türk İnkılabı süreci devam ederken dahi, mecliste sıkça anılan bir sözcük olmasına karşın, bir süre inkılabın uygulayıcıları tarafından takip edilen bir hedef ideoloji konumuna erişmemiştir.

Tam da bu amaçla Şevket Süreyya Aydemir öncülüğünde ortaya çıkan Kadro Hareketi, yine hareketin ismini taşıyan bir dergi çıkarmıştır. Derginin, 1932 yılının ocak ayında çıkan ilk sayısında yazarlar, inkılap uygulamalarının ve fikri temellerin sistemleştirilmesini istemiş, bir ideoloji arayışını açıkça ortaya koymuşlardır.

Bu hareketin de kuşkusuz etkisiyle; kemalizmin bir ideoloji olarak vücut bulduğu, sistematiğine kavuştuğu dönem, ideolojinin prensiplerinin resmi olarak saptandığı, kavramın da Cumhuriyet Halk Partisi’nin Programına dahil edildiği 9 Mayıs 1935 tarihli 4. parti kurultayı olarak kabul edilir. (1931 parti programında da ideolojinin içeriğine dahil edilebilecek 6 ilke benimsenmiştir. Ancak bu programdaki faaliyet, farklı olarak “kemalizm” ismiyle yapılmış bir sistemleştirmedir.)

Atatürk’ün, 4. kurultay için el yazısı ile aldığı notlarda, kavramı ilk kez “Kemalizm Prensipleri” şeklinde bizzat kullandığı göze çarpar.


Yorumları ve güncelliği

Atatürk’ün ölümünden önce başlayan; ancak özellikle ölümünün ardındaki dönemden günümüze kadar kemalizm ideolojisinin (başta sol ve sağ olmak üzere) yorumları düşünürlerce yapılmıştır. Hatta bu yorumlamaların ülkenin siyasetinde belirleyici olduğu, kimi zaman siyasal iktidara bir dayanak teşkil ettiği; hukuk normları şeklinde vücut bulduğu, her dönemde ve her halükarda  bir meşruluk temeli olarak kullanılmaya çalışıldığı da görülür.

Farklı yorumların doğabilmesinin esas sebebi, kemalizmin bir doktrin haline getirilmemiş olmasıdır. Atatürk, kendisine, ideolojiyi ilke koymaktan öteye gidip ideolojiyi bir doktrin kılmasını, ancak bir doktrine dayanarak hareketin yürüyebileceği fikrini belirten Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na  “O zaman donar kalırız” demiştir. Atatürk’ün bu tutumu, kemalizmin pragmatik bir ideoloji olarak anılmasına sebebiyet vermiştir.


Sonuç

Kemalizm, ulus egemenliğine dayalı bir devletin yönetilmesine ilişkin birtakım temel ilkeler ortaya koymuş; devlete, bu ilkelere bağlı kalınması kaydıyla, içte ve dışta, dönemin şartlarına uygun hamleleri yapma imkanı tanımıştır. İdeoloji, bu özelliğinden ötürü pragmatik bir ideoloji olarak ele alınır; ki bizce de kemalizmi halen takip edilebilir, değerli ve işlevsel kılan da budur.

Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin sonrasından yakın geçmişe doğru baktığımız vakit,

-ekonomik ve siyasal anlamda dışa bağlandıkça  tam bağımsızlığın,

-din sömürücülerinin ve cumhuriyet düşmanlarının faaliyetlerine şahit oldukça laikliğin,

-ulus olgusu değersizleştirildikçe ulus egemenliğinin,

-iktidar yozlaşıp şahıs figürlerine rant sağladıkça halkçılığın değerini,

Geçen zamanın eşliğinde daha iyi anlamıyor muyuz?

Belki evet; lakin ideoloji, sadece aydınlatmak için değil; ayrıca aydınlatılmış yolda yürümek için vardır.


Ahmet Taner Kışlalı’nın sitemize slogan olan sözü ile yazıyı tamamlamak yerinde olacaktır.

“Kemalizm geçmişin bekçiliği değil;

             Geleceğin öncülüğüdür.”