Anıtkabir

 

Anıtkabir Düşüncesi, Anıtkabir’in Yerinin Belirlenmesi

Cumhuriyetimizin 1. ve kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de hayatını kaybettiğinde kendisi için yapılacak mezarın nerede olacağı, nasıl bir çalışmanın yapılacağı sorusu ortaya çıktı. Kendisi, vasiyetinde bu konuya değinmemişti. Bazı hatıratlarda da kendisinin Çankaya’ya gömülmek istediğini söylediği geçiyordu[1], hatta bazılarında da kendisinin Rasattepe için “Tam da anıt yakışacak tepe” dediği geçmekteydi. Oysa, hatıratlar haricinde Atatürk’ün -bildiğimiz kadarıyla- herhangi bir yer belirttiği yazısı yok. 1938’den sonra bu konu sıkça tartışılmıştır. Bu süreçte çeşitli yerler önerilmiştir: Etnografya Müzesi, Karatepe, Ankara Kalesi, Bakanlıklar bölgesi, eski Ziraat Mektebi, Gençlik Parkı, Altındağ ve Gazi Orman Çiftliği[2]. Bu öneriler arasında sıralamadığımız ancak en çok ilgi gören önerilerden olan Rasattepe fikri, Trabzon vekili Mithat Aydın tarafından öne sürülmüştü. CHP’nin 1939’da yaptığı Meclis grup toplantısında bu öneri de görüşüldü ve kabul gördü[3]

Rasattepe’nin Tarihi

Günümüzde “Anıttepe” olarak da anılan alanın eski adı Rasattepe’ydi. Anıtkabir yapılmadan önce burada tepenin doruğunda birkaç küçük yapı vardı. Bu yapılar, rasat(meteoroloji) istasyonu olarak kullanılıyordu. “Rasattepe” adı da bundan ötürü verilmişti. Yerli Ankaralılar buraya “Beştepeler” diyordu. Bu ad, buradaki tümülüslerden geliyordu. Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra buradaki Tümülüslerin kaldırılması gerekiyordu. Bu tümülüsler, Friglerin, büyükleri için yaptıkları mezarlardı. Rasattepe’deki tümülüsler, Anıtkabir yapımı sırasında, toprak düzeltilmeleri yapılırken çıkarıldı. TTK’nin de yardımıyla Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi doçentlerinden Arkeolog Dr.Tahsin Özgüç’ün başkanlığında bir kurul kuruldu. Müzeler Genel Müdürlüğü arkeologlarının da katıldıkları bu kurul, Rasattepe’deki tümülüste kazılar yaptı[4]. 1945’te yapılan bu kazılarda 2 tümülüs incelendi, 1967’de bu sefer ODTÜ öğretim üyelerince yapılan kazıda 2800 yıllık bir mezar ortaya çıkarıldı. Aynı zamanda çok sayıda tarihi eser de bulundu. ODTÜ’nün yaptığı 2.kazıda da Frig kraliyet ailesine mensup olduğu düşünülen bir kadın mezarı bulundu [5]. Kazılarda bulunan bu eserler Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde koruma altına alındı[6].

Anıtkabir’de zemin etüdü çalışmaları 24 Ocak 1945’te yani inşaatın birinci aşamasının başlamasından birkaç ay sonra yapılmaya başlandı. Yapılan çalışmalar sonrasında Rasattepe’nin zemini deprem açısından riskli bulundu. 150 metre derinlikte yer alan kayalık bir zemin üzerinde kil tabakası üzerine yapılıyordu Anıtkabir. Yer tespiti esnasında bu testler yapılmadığı için başlanan projede değişikliklere neden oldu. Anıtkabir’in toprak zeminde yer alan temel yerine içi kemerli bölmelere ayrılmış büyük bir betonarme kısım üzerine yapılması kararlaştırıldı. Ayrıca toprak üzerindeki yükün azaltılması için hesaplar yapıldı [7].

 

Projenin Seçimi

Jüri, “ödül verilmeye değer” bulduğu 3 eserden hiç birini ötekinden üstün tutmamıştı. “Anıtkabir Proje Yarışması Şartları” içindeki bir maddede; “Jüri Heyetinin en iyi addettiği üç projeden birinin kati olarak intihap keyfiyeti, doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne aittir” deniliyordu. Buna göre jürinin ödüle değer bulduğu üç eserden birini seçme yetkisi hükümete aitti.

Hükümet bu konuda, yetkili birçok kişilerin düşüncelerini dikkate alarak, Prof. Emin Onat ile Doç. Orhan Arda’nın eserini uygulamaya karar verdi. Bu kararın dayandığı düşünceler şunlardı : Yarışmayı kazanan üç proje birçok yönlerden aynı değerdedir. Fakat bunlar içinde, iki Türk’ün yaptığı eser bu milli konuyu daha başarılı olarak ifade etmiştir. Jüri raporunda belirttiği gibi, bu projenin araziye uygunluğu öteki projelerden çok üstündür.

Hükümet, jürinin öğütlediği değişiklikleri de göz önünde bulundurarak, 7 Mayıs 1942’de Türk sanatçıların eserlerinin uygulanmasına karar verdi. Hükümetin 9 Haziran 1942 tarihinde yayınladığı bu kararını açıklayan tebliğ, özet olarak şu hususları içeriyordu :

    1. Ebedi Şef Atatürk için Anıtkabir projesini inceleyen jüri heyetince ödüle layık görülen üç projeden;

a. Prof.Emin Onat ile Doç.Orhan Arda’ya ait projenin birinci olarak seçilmesine, b. Alman Profesörü J.Kruger’e, İtalyan Profesörü A.Foschini’ye ait iki projenin de ikinci sayılmasına,

  1. Bu üç projeden hiçbirinin doğrudan doğruya uygulamaya elverişli olmadığına ve değişikliğe ihtiyaç olduğuna, birinci seçilen projenin jüri heyeti raporunda ön görülen değişikliklerin yapıldıktan sonra uygulanmasına,
  2. Öngörülen değişikliğin, Anıtkabir projesi yarışmasında birinciliği kazanan proje sahibinin de dahil olacağı bir uzman heyete yaptırılmasına karar verilmiştir.

Türk sanatçıların eseri kabul edildikten sonra, jüri heyeti raporunda öngörülen değişikliklerin yapılması için 28 Ekim 1943 tarihinde yeni bir komisyon kuruldu. Komisyon, Milli Eğitim Bakanlığı emrinde çalışan Prof. Paul Bonatz ile Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayarı ve Güzel Sanatlar Akademisi Mimari Şubesi Şefi Prof. Sedat Eldem’den oluşuyordu. Projede yapılacak değişiklikler, sanatçılarla da görüşülerek kararlaştırıldı. Projede, kale ekseni ve Şeref Holü’nün etrafındaki odalar binanın anıtsal niteliğini kaybettirdiğinden eleştiri konusu oluyordu. Projede öngörülen değişiklikler bu bölümlerin iyileştirilmesini içeriyordu. Emin Onat ile Orhan Arda 5 Nisan 1943’de başlattıkları çalışmalarını 7 Ekim 1943 ‘de tamamlayarak komisyona teslim ettiler. Şartnameye göre yarışmayı kazanan projenin uygulanması ve kontrolü hakları, eser sahibine aitti. Bunun için komisyon, asıl anıt projesi ile anıt sahasına ait park planı ve bu bütünlüğün Ankara şehri imar planı ile olan ilişkisi hakkındaki düşüncelerini içeren bir karar alarak, bu hakları 18 Kasım 1943 tarihinde Emin Onat’la Orhan Arda’ya verdi. Komisyonun hazırladığı rapor, proje ve maketler Bakanlar Kurulu toplantısında incelenerek projenin uygulanmasına 18 Kasım 1943 tarihinde karar verildi.

Türk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, “İkinci Ulusal Mimarlık Dönemi” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem içinde meydana gelen olaylar mimarlığı da etkilemiştir. Bu olaylar içinde, 1938 yılında Atatürk’ün ölümü ve 1939 yılında başlaması sayılabilir. “İkinci Ulusal Mimarlık Dönemi”ne girerken bu olayların anıtsal yönü ağır basan, simetriğe önem veren, taş malzemeyi yeğleyen büyük boyutlu binalar belirli bir yoğunluğa ulaşmıştır. Bu yıllarda Türk mimarları iklim koşullarına geleneksel mimarlıkla ilişkili yerli malzeme ve işçilikle yapı üretmenin gerekliliği üzerinde duruyorlardı. Bir bölümü ise, devletin mimarları yönlendirme isteğinin olmayışını eleştirmekte, yetkili kurumlarca bunun oluşturularak gelecek kuşakların da bu doğrultu da yetişmelerinin sağlanmasını uygulamaların denetlenmesini istemekteydi. Oysa başta Atatürk olmak üzere o dönemin yöneticileri çağdaş, bilimsel temellere dayalı bir uluşçuluktan yanaydılar.

İkinci Ulusal Mimarlık Döneminde mimarlık eğitimi yapan kurumlar gittikçe örgütlenerek etkinliklerini arttırmışlardır. Türk mimarların yarışmalara katılımı artmıştır. Dış ve iç etkilerle beslenen duygusal düzeyde gelişen bu akım, savaş ve benzeri koşulların değişmesiyle etkilerini yitirmiştir. Bu dönemden günümüze bir çok yapı ulaşmıştır. Bunların başında Anıtkabir gelmektedir. Bu boyutlarda olmamakla birlikte, başta Ankara ve İstanbul’da olmak üzere bir çok kamu yapılarında bu dönemle ilgili örneklere rastlanmaktadır.

Yazılar, TSK’nın Anıtkabir için hazırladığı resmi siteden alınmış, tarafımızca bazı yerlerde düzenlenmiştir. Kaynakça için bu linklere tıklayabilirsiniz: 1, 2, 3, 4

_________________________

[1]: Link verildi

[2]: Kazım Öztürk, Türk Parlamento Tarihi, TBMM-IX.Dönem 1950-1954, TBMM Vakfı Yayınları,1998,1.Cilt s.1075

[3]: Link verildi

[4]: Nurettin Can Gülekli, Anıtkabir Rehberi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1.Baskı, sayfa 19-20
[5]: Anıtkabir’in İnşası(1938-1953), Tunç Boran, AFT Yayınları, 1.Baskı, s.29
[6]: Radikal. com. tr, Anıtkabir’in Altındaki Tümülüs, 1 Ocak 2004
[7]: Link verildi