Kemalist Rejimin İktisat Doktrini15 min read

Sunuş: Okumak üzere olduğunuz yazı, The Financial Times’ın 1 Şubat 1937’de Turkey Supplement adıyla yayımladığı özel sayıda dönemin İktisat Vekili Celal Bayar tarafından kaleme alınmış ve bugüne kadar internette hiç Türkçesiyle yayınlanmamıştır. “Economic Doctrine of the Kemalist Regime: Guiding Turkey By Rational Ways Into the Foremost Rank of Modern Nations” başlıklı yani “Kemalist Rejimin İktisat Doktrini: Türkiye’yi Akılcı Yöntemlerle Modern Uluslar Arasında En Üst Sıralara Taşımak” başlıklı bu önemli yazı, Deniz Karakullukcu çevirisiyle yayınlanıyor. Bu çalışmanın Atatürk Dönemi ve Erken Cumhuriyet Dönemi için Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacağına inanıyoruz. İyi okumalar.

TÜRKİYE’Yİ AKILCI YÖNTEMLERLE MODERN ULUSLAR ARASINDA EN ÜST SIRALARA TAŞIMAK

Kemalist rejimin iktisat doktrini, diğer hiçbir ekonomik doktrine atıfla izah edilemez, zira Cumhuriyet Türkiyesi, diğer doktrinlerin ortaya çıktığından farklı koşul ve yükümlülükler içinde yoğruldu. Kemalist rejim, ülkenin mutlak bağımsızlığını güvence altına aldıktan, Türkiye’nin sosyal ve siyasi yapısına ilişkin bütün reformlarını yerine getirdikten ve bugün çok az sayıda ülkenin sahip olduğu istikrar ve güveni tesis ettikten sonra ulusal düzeydeki iktisadi gayesini şu şekilde ilan etti:

“Türkiye’yi iktisat da dâhil olmak üzere her alanda en kısa sürede ve en akılcı yollarla dünyanın en ileri ülkesi seviyesine çıkarmak.” Türk milleti, Atatürk’ün diğer tüm beyanlarında olduğu gibi, bu emareyi de kendi arzusu ve ırkî içgüdüsüyle selamlamıştır. Milletin yekûnu, diğer bütün temennilerinde olduğu gibi, bunu da neşeyle ve ittifak halinde benimsedi.

Kemalist rejimin iktisat politikası, ilan edilen bu hedefi tahakkuk ve muhafaza etmektir. Her ne kadar mülkiyet hakkı ve bireysel emeğin takdiri bu doktrinin temelini oluştursa da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yani Kemalist Parti’nin programından da anlaşılacağı üzere, devlet, çeşitli şekillerde sermaye birikimine yardımcı olmak amacıyla, bireysel emeğin veya sermayenin yetersiz olduğu yahut kamu refahının söz konusu olduğu alanlarda müdahil olma yetkisine sahiptir. Bu açıdan bakıldığında Kemalist rejimin ayırt edici özelliği hem kurucu hem yapıcı nitelikte olmasıdır. Kemalist rejimin temelleri şunlara dayanır: Türk milletinin umumi refahı, Türkiye’nin iktisadi verimliliği, uyumlu bir iktisadi yapının oluşturulması ve sürekli olarak genişlemesi.

DEVLETİN VE BİREYİN OYNADIĞI ROLLER

Aşağıdaki maddeler, az önce yaptığımız izahın birer sonucudur. Kemalist rejimde:

1. Devlet müdahalesi, sınıf çıkarları arasında uzlaşma sağlamak amacıyla değil, özel teşebbüslerin iş alanlarını genişletmek amacıyla yapılır. Bir diğer konu ulusal varlığın ve korunmanın sağlanması için halk tarafından devlet denetiminin gerekli görüldüğü alanlardır.

2. İktisat politikamıza verilen isim “planlı ekonomi”dir. Buna ilişkin prensiplerin, farklı ülkelerde farklı koşullar altında gelişen ya da sadece son on yılda moda olup diğer ülkelere ithal edilen öğretilerle veya teorilerle zerre alakası yoktur.

Kemalist rejim yalnızca kurumları ıslah etmekle kalmamış, millete yeni bir zihniyet de kazandırmıştır. Bu zihniyet, körü körüne bir inanç değil, düşüncede olgunluğun ve dikkatle yapılan değerlendirmelerin her türlü rasyonel eylemin gerek koşulu olduğuna dayalı bir anlayıştır. Teori ve pratiği bir arada yürüten Kemalist rejim, 18. yüzyılın başlarından itibaren benzer yollardan geçmiş ülkelerin deneyimlerini daima dikkate almakta ve oturaklı yapısıyla Türk milletine ekonomik hedefler doğrultusunda rehberlik etmektedir.

POLİTİKALARIN UYGULANMASI: TEKNİK BİR MESELE

Bu temel politikaların uygulanmasının tüm devlet kurum ve çalışmalarını içerecek şekilde geniş bir kapsam taşıdığını ve devletin diğer işlevleriyle uyum için olduğunu belirtmeye lüzum görmüyorum.

Bu nedenle Kemalist Parti programının 23. maddesinde, bir yandan Parti’nin iktisadi sistemini bir yönetimi biçimi (régime) değil teknik bir mesele olarak gördüğünü belirten bir hüküm bulunmaktadır.  Diğer taraftan, milli ekonomi doktrini şu ifadeyle öngörülmektedir:

“23- Ekonomik düşüncelerimizde, herhangi bakanlık ve oruna ilişkin olan bütün devlet işlerinin, ulusal ekonomi bakımından, saltık kazançlı ve faydalı olması düsturunu genel olarak esas tutarız.

“Eskiden kalma kanunların ve usullerin zamanla, bu bakımdan düzeltilmesine önem veriyoruz.”

“(Partimiz), çalışmada ekonomi işlerine bu önemi vermekle beraber, ekonomiyi, her biri ayrı önemde bulunan devlet işlerinin bir kolu tanır.”

İktisadi doktrinlerimizin farklı bakanlıklar tarafından uygulanmasına Cumhuriyet Halk Fırkası’nın dördüncü kongresinde karar verildi ve Parti programında ilan edildi. Doktrinin farklı bakanlıklar tarafından uygulanması, planlı bir şekilde ve sıkı bir işbirliği içerisinde sürdürülmektedir. Ana başlıkları şunlardır:

Türk bütçesini dengede tutmak.

Elverişli bir ticaret ve ödeme dengesine sahip olmak.

Devlet taahhütlerinin koşulsuz yerine getirmek ve borçların derhal ödemek.

Türk lirasının istikrarına olan güveni azaltabilecek her türlü eylemden kaçınmak.

Türk ticari işletmelerinde hem sermaye hem de çalışanlar açısından güven ve istikrarı korumak.

Tüm devlet dairelerini özel girişimlere ve kamu refahına yardımcı olacak ticari kuruluşlara dönüştürmek.

MALİ YÜKÜMLÜLÜKLERİ KARŞILAYICI ARAÇLAR: DIŞ TİCARET

Mevcut durum tek bir cümleyle özetlenebilir: Ülkenin ekonomik yapısının en teknik şekilde inşa edilmesi için büyük çaba sarf edilen Türkiye’de, özel girişimlere, sermaye yatırımlarına ve işbirliklerine yönelik yapılan çalışmalar en müşkülpesent iş adamlarını bile tatmin edecek niteliktedir.

İktisat Vekaleti’nin dış ticaretle ilgili en önemli işlevleri şu şekilde tasnif edilebilir:

  1. Ulusal ve uluslararası durumla uyumlu dış ticaret politikası
  2. Planlı sanayileşme
  3. Madencilik için rasyonel politikalar
  4. Organizasyon ve düzenlemeler

Bütün bunlar rasyonel bir ticaret ortamının sağlanmasına yardımcı olacaktır.

Dış ticaret politikası:

Cumhuriyet Halk Partisi programının 12. maddesinde şu ifade yer alıyor:

“12. Ödeme dengesini düzeltmek ve bu yönden Türkiye’nin dış tecimini denk tutmak lüzumludur.”

“Dış tecim uzlaşmalarında prensibimiz, malımızı alanın malını almaktır.”

Bu prensibimiz dünya koşullarının bir sonucu olup politikalarımız geneline uygundur.

A- Sözleşmeye dayalı ticaret politikamızın (contractual commercial policy) üç temel esası şunlardır:

(I) Karşılıklı tavizlere dayanan ikili anlaşmalar.

(lI) (a) Gümrük vergileri ve ithalata uygulanan diğer yükümlülükler açısından koşulsuz olarak ve (b) genel ithalat sistemine bağlı ve şartlı olarak “en çok kayrılan devlet” (the most favoured nation) hükmünün uygulanması:

(III) Aşağıdakilerin karşılanması amacıyla Türk ihracatının Türk ithalatı üzerindeki marjı serbest döviz cinsinden ödenecektir : (a) Mali taahhütlerimiz (b) nakliye ve sigorta ödemelerimiz (ihracatımız hammadde ve gıda maddelerinden, ithalatımız ise daha az hacimli imalat mallarından oluştuğundan nakliye ödemeleri her zaman rezervler üzerinde yük oluşturmaktadır) ve (c) diğer amaçlar için kullanılacak döviz ihtiyacımız.

Bu prensipler, dünyadaki ekonomik koşulların da etkisiyle Türkiye’nin kliring sistemini kabul etmesine yol açmıştır.

Türkiye’nin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ı şu anda kliringle (clearing) veya benzeri anlaşmalarla yapılıyor. Bu kliring anlaşmalarının son zamanlardaki örneklerinde devredilebilir özel tazminat işlemlerine daha fazla şans tanınmakta, dolayısıyla bu anlaşmalar iş adamları için daha pratik ve serbest ticaret sistemine çok daha yakın hale gelmektedir.

GEÇİCİ BİR ÖNLEM: KLİRİNG SİSTEMİ

Kliring Sistemi mali politikamızın ayrılmaz bir parçası değildir. Eğer aynı sonuçları farklı bir yöntemle elde edebileceksek yahut dünyanın iktisadi koşulları başka sistemlerin benimsenmesini gerektiriyorsa, onları kullanmaktan çekinmeyiz. Diğer bir deyişle, kliring sistemi, yukarıda belirttiğimiz sonuçlara ulaşmak için mevcut durumda gerekli gördüğümüz bir sistemdir. İngiliz-Türk Ticaret ve Kliring Anlaşması protokolünde de görüleceği üzere uzun vadeli büyük işletmelerin finansmanı özel sözleşmelerle belirlenmektedir. 

B-Türkiye’nin ithalat rejimi aşağıdaki iki esası içermektedir.

(1) Kliring anlaşmasında, Türkiye’ye serbestçe veya belirli kotalar dâhilinde ithal edilebilecek malların adlarının sıralandığı tarifeler yer almaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, ithalat rejimimizde “en çok kayrılan devlet kaidesi” hükmünün uygulanmasını kabul etmiyoruz.

Anlaşmanın tarafı olan her ülkenin belirli mallarına, kendi üretim ve tüketimimiz göz önünde bulundurularak, gümrük vergisi indirimi veya belirli miktarda Türk malı alma taahhüdü gibi tavizler ölçüsünde ithalat hakkı tanıyoruz.

(Il) Genel ithalat rejimimiz aracılığıyla ithalat imkanı:

Bu rejim, “Genel ithal rejimi kararı” adı verilen bir Bakanlık kararnamesi ile belirlenir ve yayımlanır. 1937 yılının Ocak ayının ilk gününde bir yıllık süre için yürürlüğe girecek olan yeni kararname ziyadesiyle piyasacı (liberal) niteliktedir. İşbu kararname aşağıdaki programlardan oluşmaktadır:ー

(1) (S) tarifesi: tüm ülkelerden ithal edilebilecek malları içerir 

(2) (KL) tarifesi: Yalnızca Türkiye’nin takas veya benzeri anlaşması bulunan ülkelerden ithal edilebilecek tüm malları içerir.

(3) (V) tarifesi: Sadece ilgili Bakanlıkların özel izni ile ithal edilebilecek malları kapsar.

Bu tür izinler genellikle yalnızca uygun bir ticaret dengesine veya kliring anlaşmasına sahip olduğumuz ülkelere verilmektedir. Devlet daireleri, belediyeler, yarı resmi şirketler ve kamu hizmeti kuruluşları, buna izin veren özel bir kararname olmaksızın, takas veya benzeri bir anlaşmamızın bulunmadığı ülkelerden ithalat yapamaz.

(4) (A) tarifesi, ikili anlaşma veya benzeri anlaşmalarla Türk mallarına özel imtiyaz veya muafiyet veren ülkelerden ithalatına izin verilecek malları içerir.

(5) (M) tarifesi, genel ithalat rejimine göre ithalatı tamamen yasaklanan malları içerir.

ÜÇ AYRI GRUPTA TİCARİ ÖDEMELER

(I) Ticari ödemeler, kliring veya benzeri anlaşmalar yaptığımız ülkelere, bu anlaşma hükümlerine göre yapılır.

(Il) Türkiye’nin sürekli ve kayda değer (substantial) miktarda pozitif bir ticaret dengesine sahip olduğu, Türk mallarını ayrımcı sınırlamalara tabi tutmayan ve bedellerini serbest dövizle ödeyen ülkelere ödemeler serbest dövizle yapılır.

Türkiye’nin kliring veya benzeri bir anlaşma yapmadığı ve ticaret dengesi negatif olan ülkelerden kaynaklanan ithalat gelirleri, ya da ticaret dengesinin olumlu olmasına karşın kayda değer veya değişken olduğu durumlarda, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nda bloke edilerek ihracatçı veya hakkını devrettiği üçüncü bir kişi tarafından Türk menşeli malları satın almak ve aynı ülkeye ihraç etmek için kullanılır.

Celal Bayar’ın “Economic Doctrine of the Kemalist Regime” başlıklı yazısının yer aldığı The Financial Times Turkish Supplement sayısından, yazının ilk sayfası

SANAYİ ALANINDA PLANLI KALKINMA

Türkiye’nin sanayileşmesi, varlığı ve bağımsızlığı ile yakından bağlantılı bir meseledir. Dolayısıyla, Türkiye’nin dış ticaret politikası yalnızca ekonomik krizin bir sonucu olarak ele alınmamalıdır.

Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’nın 18. ve 19. yüzyıllardaki geniş çaplı sanayileşme girişimleri sırasında kapitülasyonların ve irrasyonel bir monarşinin ceremesini çekiyordu. Sanayi Devrimi, Türkiye’nin korunmasız ve asırlık yerli sanayisini nasıl yok ettiyse, Avrupa’nın makineli tarıma geçişi de Türk çiftçisini perişan etti.

Müzeler, o tarihlerde Türkiye’nin zanaat ve sanayide birçok ülkeden geri olmadığını, hatta daha ileri olduğunu gösteren materyallerle doludur. Bu açıdan bakıldığında, Türk sanayileşme süreci, kapitülasyonların kesin olarak ortadan kaldırıldığı Lozan Antlaşması’nın bir devamıdır.

İktisadi bağımsızlığını tam olarak kazanan Atatürk Türkiyesi, çok geçmeden hak ettiği ekonomik refaha ulaşacaktır. Tarım ürünlerinin iç piyasadaki değeri artacak, Türk tüketicisi ülkenin içerideki hayati ihtiyaçlarını karşılayabilecektir.

İktisadi olarak kendi kendine yetme iddiasında değiliz, ancak iktisadi açıdan münasip her şeyi üretmeye ve imal etmeye kararlıyız.

Kemalist rejim, tam da bu sebepten ötürü Türkiye’nin sanayileşmesini en önemli vazife ve medarı iftiharlarından biri olarak görmektedir.

Peki, Türkiye’nin sanayileşmesi dış ticaretini olumsuz etkiler mi? Bu soruya verecek iki cevabımız var:

(1) Türkiye, Avrupa pazarlarına tarım, sanayi ürünleri, gıda maddeleri ve hammadde sağlayabilen en önemli ülkelerden biri olma kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin sanayileşmesi hem üretimini hem de ihracatını nicelik ve nitelik olarak artıracaktır.

(2) Tarih, bunun aleyhindeki argümanlara rağmen, yeni sanayileşen ülkelerle sanayileşmiş ülkeler arasındaki mal alışverişinin daima artış içinde olduğunu açıkça göstermektedir. Almanya tarihi bu açıdan iyi bir örnektir.

Türk üreticileri geniş bir iç pazara sahip.

Bu da ithalatımızın hem miktar hem de çeşit olarak artmasına yol açacak. İnsan ihtiyaçlarının sınırı yoktur. Dolayısıyla dünya ekonomik krizinin nedenlerini teoride bile olsa aşırı üretime bağlamak yanlıştır.

Ailenin refahında meydana gelecek her türlü iyileşme hem ulusal hem de uluslararası alanda sosyal ve ekonomik bir kazançtır. Bu yolu izleyen herhangi bir ülke, adi çıkarların kölesi olmadığı her durumda, mutlaka takdir görecektir.

Türkiye’nin planlı sanayileşme sürecinin ilk adımı 1934 yılında atılmış ve ilk beş yıllık planda aşağıdaki sektörlerin kurulması kararlaştırılmıştır.

  1. Tekstil endüstrisi (pamuk, yün, jüt).
  2. Madencilik sektörü (demir, yarı kok, kömür, bakır ve kükürt).
  3. Selüloz endüstrisi (kağıt, karton ve yapay ipek).
  4. Cam eşya sanayi (cam eşya ve çömlekçilik).
  5. Kimya endüstrisi.

Bu planın üçte ikisi zaten vadesinden önce hayata geçirildi. İkinci beş yıllık planın ayrıntıları pek yakında ilan edilecek.

Bu plan, sentetik gaz, petrol rafinerisi, kömür, linyit ve kimya endüstrileri, Türkiye’nin elektrik altyapısı ve balık, meyve ve sebze gibi konserve endüstrilerini içermektedir.

Planımızı hayata geçirirken mümkün mertebe yerli unsurlardan yararlandık ve yabancı uzmanları faydalı olabilecekleri çalışmalara davet ettik. Sanayileşme planımızın uygulanmasına paralel olarak finansmanını kolaylaştırmak amacıyla tarım ve maden üretimimizi geliştirdik ve artırdık. Aynı zamanda çok sayıda öğrencimizi Avrupa ve Amerika’ya farklı alanlarda uzmanlaşmaları için yurtdışına göndermeye devam ediyoruz.

Sanayileşme planının uygulanmasından doğan tüm borçlarımızı (diğer tüm süreçlerde olduğu gibi) zamanında ödediğimiz için, bundan sonraki tüm taahhütlerimizi de karşılayabilecek durumdayız: Başka bir deyişle, mali planlarımızı her zaman sanayileşme planlarımızın önüne koyuyoruz. Bu şekilde herhangi bir planın duyurduğumuz anda ona ilişkin araçlar halihazırda elimizde bulunmuş oluyor.

“Sümer Bank” sanayi planımızın çağdaş işletme tekniklerine ve prensiplerine dayalı olarak uygulanması amacıyla kurulmuştur.

MADENCİLİK POLİTİKASI

Dikkatle yapılmış teknik araştırma ve incelemelerden sonra Türkiye’nin çok zengin maden yataklarına sahip olduğunu tespit ettik. Madenlerimiz, Türkiye ekonomisinin inşasındaki en önemli ödeme aracımız olacaktır.

Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinin araştırılması amacıyla “Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü” kuruldu. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, bulgularını, maden yataklarımızı en teknik ve ticari şekilde işletmek amacıyla kurulan “Etibank”a raporlayacak.

Özel mülkiyetteki madenlerin işletilmesinde israfın önlenmesi amacıyla yeni bir yasa çıkarıldı. Bu şekilde madencilik imtiyazları spekülasyon konusu olmaktan çıktı.

Bu yeni yasanın madencilik sektöründe bulunanlara büyük fayda sağlayacağını ve başarıya ulaşmalarını kolaylaştıracağını eklemek isterim.

(4) Kuruluşumuzda ve mevzuatımızda meydana gelen diğer değişikliklerden bahsetmek bile bu makalenin kapsamını gereğinden fazla genişletecektir. Ancak bunlar arasında sadece aşağıdakilerden bahsedebiliriz:

(a) Ulusal tasarrufların teşvik edilmesi;

(b) Kredi ve para piyasasının istikrara kavuşturulması.

(c) Ticari amaçlarla kooperatif topluluklarının örgütlenmesi;

(d) Genel anlamıyla standardizasyon ve rasyonalizasyon çalışmalarının hazırlanması.

Kemalist rejim, ihracatçıyı Türkiye’nin onurunu, itibarını ve maneviyatını yurt dışında temsil eden kişi olarak görüyor.

Bunun, dış ticaretimize atfettiğimiz önemin açık bir ifadesi olduğuna inanıyorum.

____

Çeviren: Deniz Karakullukcu