Veba Geceleri Romanında Kurucu Lideri Aramak: Atatürk ve Kolağası Kamil Analojisi17 min read

Orhan Pamuk’un Veba Geceleri romanı[1] 2021 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Pamuk’un beş yıllık bir çalışmasının sonucunda yayımlanan roman, Osmanlı Devleti’ne bağlı Minger Adası’nda başlayan veba salgınını ve daha sonrasında adanın bağımsızlığına giden süreci işlemektedir.
İstanbul’dan yola çıkan Aziziye gemisi; Padişah II. Abdülhamid’in yeğeni Pakize Sultan, kocası Damat Doktor Nuri Bey, Sultan’ın muhafızı Kolağası Kamil Bey ile Osmanlı İmparatorluğu Sağlık Başmüfettişi Bonkowski Paşa’yı taşımakta ve Çin’e doğru yol almaktadır. Minger Adası’ndaki veba salgınının çözülebilmesi adına Bonkowski Paşa, adaya ulaştıklarında Aziziye gemisinden inmiş, gemi ise Çin’deki Boxer Ayaklanması’na[2] katılan Çin Müslümanlarıyla görüşecek olan nasihat heyetiyle yola devam etmiştir. Aziziye gemisi İskenderiye’deyken Bonkowski Paşa’nın bir suikasta kurban gitmesi nedeniyle gemiye adaya dönmesi emredilmiş ve Damat Doktor Nuri Bey ve Kolağası Kamil Bey, salgını bitirmek ve Bonkowski Paşa’nın katilini bulmak üzere görevlendirilmiştir.
Bu görev esnasında aslen Mingerli olan Kolağası Kamil Bey, Minger Adası’nda bağımsız bir cumhuriyet ilan etmiş ve Minger Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Kolağası Kamil Bey ile Mustafa Kemal Atatürk arasında birçok benzerlik bulunmaktadır ve kitap ilk yayınlandığında bu konu gündemi uzun süre meşgul etmiş, hatta Orhan Pamuk hakkında Atatürk ve Türk bayrağına hakaret suçundan soruşturma açılmıştır.
Minger Adası’nda Türk milliyetçileri, Yunan milliyetçileri ve Minger Valisi Sami Paşa ile olan yakın bağlantıları olan tekke şeyhi Hamdullah Bey arasında bir güç çekişmesi yer almaktadır. Hamdullah Bey ve tekkeye bağlı müritlerin, veba salgını kararlarına riayet etmemeleri ve bu salgının Allah’tan geldiğine inanmaları, karantina memurlarının tekkenin kapısını önlem olarak lizollü suyla yıkadıklarında “Ecdadımızdan bu yana bizim en kutsal emanetimiz olan yün hazinesini lizollü suyla bir anda çamur yığını haline getirmek hangi vicdana sığar?”[3] tepkisi verilmiştir. Kolağası Kamil ve eşi Zeynep’in vefatından sonra adada kontrolü ele geçiren Şeyh Hamdullah, veba salgını nedeniyle vefat edince adanın kontrolü, Şeyh Hamdullah’ın müritleri tarafından Pakize Sultan ve Doktor Nuri’ye bırakılır. Kitabın büyük kısmında Kolağası Kamil ve Karantina memurları ile kaderci bir görüşe sahip Şeyh Hamdullah arasındaki rekabet, Türkiye Cumhuriyeti’nde görülen laik-dindar geriliminin bir karşılığı olarak görülebilir.
Bu çalışmada Pamuk’un hayali karakteri Kolağası Kamil Bey ile Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatları ve liderlik kültü arasındaki benzerlik incelenecektir.
Romanın 85. sayfasında Pamuk, Kolağası Kamil’in rütbesinin yaşına oranla düşük olduğunu, babasını ortaokula giderken kaybettiğini ve annesinin iki yıl sonra başka bir evlilik yaptığını ifade etmiştir.[4] Burada Kamil’in hayatı, Atatürk’ün hayatıyla paralellik göstermektedir: Atatürk de çocuk yaşta babasını kaybetmiş ve annesinin daha sonra evlenmesi üzerine tatil dönemlerinde Selanik’teki evlerine pek sık gitmediği bilinmektedir. Pamuk da yine Kolağası Kamil için benzer olarak “Annesinin evlendiğini görmüş, şişman ve yüzeysel Hazım Bey’den hoşlanmamış, o ölene kadar iki yazı İstanbul’da geçirmiştir”[5] ifadesine yer vermiştir.
Kolağası Kamil hakkında verilen özelliklerin Atatürk’le benzerlik taşımaya devam ettiği görülür. Kolağası Kamil, idealistti ve kadınların başlarını, yüzlerini Araplar gibi aşırı kapatmasına karşıydı[6] ifadesi; Atatürk’ün Karlsbad günlerinde kaleme aldığı “Velhasıl netice: Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım… Açılsınlar… Onların dimağlarını ciddi ilim ve sanat ile süsleyelim. Namusu, ilmi ve sıhhi surette izah edelim”[7] satırlarla örtüşmektedir. Paragrafın devamında Kolağası Kamil’in Osmanlı’nın yüzyıllarca zafer kazandıktan sonra Batı karşısında hızla zayıf düşmesinin nedeninin kötü ve geri gelenekler olduğunu ve bu görece Avrupai düşüncelerinde Mingerli, Akdenizli olmasından[8] bahsedilmesi de akıllara Atatürk’ü getirmektedir. Atatürk’ün fikir dünyasını etkileyen gelişmelerden biri de, Selanik gibi bir liman kentinde doğup büyümesi ve liman sayesinde Avrupa’daki gelişmelerin takip edilebilmesidir. Devam eden paragrafta ise “Tayin olduğu taşra kentlerinde”[9] ifadesi bulunmaktadır. Atatürk 1905’te Kurmay Yüzbaşı olarak Şam’a atanmıştır.[10] Atatürk’ün birçok dönem arkadaşının Selanik ya da İstanbul gibi büyük şehirlerde görevlendirilirken Atatürk’ün ilk ataması Şam’a gerçekleşmiştir. Burada bahsedilen taşra kentinden kastın Şam olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca Atatürk’ün gençlik yıllarından itibaren içki tüketimine bir gönderme olarak “içkiyle geçen pek çok gecede”[11] ifadesi kullanılmıştır.
Pamuk, Kolağası Kamil ve annesi arasındaki ilişkiyi anlatırken, “Ana oğul uzun bir süre hiçbir şey konuşmadan divanda yan yana oturdular. Bahçedeki ağaçlara kargalar gürültüyle konup kalkıyorlardı. (Aynı şeyi Kolağası Kâmil’in çocukluğundan beri yapıyorlardı.)” cümlesine yer vermiştir. Atatürk’ün çocukluğunda dayısının evinde kaldığı süreçte, dayısının tarlasında çalıştığı ve tarlaya gelen kargaları kovaladığı çok bilinen bir olaydır.
Pamuk kargaya gönderme yapmasıyla ilgi olarak, “Kuşlara özel merakımdan dolayı kitaplarımda kargayı ele alıyorum.”[12] demiştir. Fakat Pamuk’un bu açıklaması, biraz savunma niteliği de taşımaktadır. Çünkü romanın 214. sayfasında, kendisi de Minger Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında bir benzerlik kurmuş, bu benzerliğe de şu cümlelerle yer vermiştir: “Hem Minger’de hem de daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde paşalar, şeyhlerden daha güçlüydüler elbette ve modern Türk ve Minger laikliği buna dayanır.”
Romanın 264-267. sayfaları arasında Kolağası Kamil Bey, veba salgını devam ederken telgrafhane binasına bir baskın düzenlemiş, adanın dış dünyayla bağlantısını koparmıştır. Bu olaydan sonra kendisi nezarete atılır. Telgrafhane binasına yapılan baskın, başarısızlıkla sonuçlanmış gibi görünse de Pamuk, Minger Devleti’nin kuruluşundan sonra Telgrafhane Olayı’nın adada millî uyanışı başlattığını ve olayın gerçekleştiği 22 Haziran gününün “Telgrafhane Bayramı” olarak kutlandığını ve o gün, resmî daireler ile okulların tatil olduğunu belirtmiştir. Buradan bakıldığında Telgrafhane Bayramı ile Türkiye’deki milli bayramların şekli açısından da benzerlik bulunmaktadır. Ayrıca Atatürk, Harbiye’den mezun olduktan hemen sonra siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle bir süre hapis yatmış ve hayatı boyunca çektiği karaciğer rahatsızlığının, bu dönemde soğuk ve nemli zindanlarda kalmasından ötürü başladığı iddia edilmiştir.
Romanın 311. sayfasından itibaren Kolağası Kamil Bey ve adanın valisi Sami Paşa tarafından Minger’in kuruluşuna giden süreç anlatılmaktadır. “Osmanlı’ya karşı bir şeye dönüşecek böyle tarihi bir işe girişirken o sabah Kolağası niye Osmanlı subayı kıyafetinin göğsüne dört yıl önce Yunan Savaşı’nda aldığı madalyayı ve üçüncü rütbe Mecidi nişanını taktı.” cümlesi, Atatürk’ün Erzurum Kongresi öncesinde askerlikten ihraç/istifa sürecini akıllara getirmiştir. Atatürk, askerlikten ihraç edilmesine ve rütbelerinin geri alınmasına karşın altın imtiyaz madalyasını okşamış ve “Bunu benden kimse alamaz. Bunu, Anafartalar’da harp meydanında, ateşin karşısında benim göğsüme taktılar.”[13] demiştir. Hem Kolağası Kamil Bey’in hem de Atatürk’ün “Osmanlı’ya karşı bir şeye dönüşecek böyle tarihi bir işe girişirken”[14] yakalarında savaşta kazandıkları madalya yer almıştır.
Kolağası Kamil Bey, Minger’in artık bağımsızlığına kavuştuğunu vilayet binası balkonuna çıkarak aşağıda toplanan halka duyurmuştur. 326-332. sayfalar arasında aktarılan bu ilan sürecinde Kolağası Kamil Bey, Vilayet Binası’nın balkonuna çıkarak hamaset içeren bir konuşma gerçekleştirmiş ve konuşmasının bir bölümünde, “Minger milleti büyük bir millettir” ve “Minger Mingerlilerindir” cümlelerini kullanmıştır. Cümle tarzı ve konuşmanın yapıldığı yerin benzerliği, Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nda yer alan “Türk milletinin büyük millet olduğu” ve 1921’de kullandığı “Türkiye Türklerindir” sözüyle[15] benzerlik içermektedir.
Romanın 354-359. sayfaları arası kısımda, Kolağası Kamil Bey’e, cumhurbaşkanı olduktan sonraki günlerde yapılan başarısız suikast girişimi ve suikast sonrasında faiilerin yargılanma süreci anlatılmaktadır. Kamil Bey suikastta kolundan yaralanmış ve başarısız suikast girişiminden sonra radikal kararlar alınarak, eski Vilayet Meydanı’nda darağaçları kurulmuştur. Buradaki suikast girişimi, İzmir Suikastı ve sonrasında yaşananları anımsatmaktadır. Pamuk’a göre Kamil Bey’e yapılan suikast girişiminden sonraki süreci bazı milliyetçi tarihçiler, “Fransız İhtilali’nin Jakoben Terörü”ne benzetmişlerdir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Takrir-i Sükûn ve İstiklâl Mahkemeleri’nin uygulamalarına benzer eleştiriler sunan araştırmacılar yer almaktadır.[16] İzmir Suikastı davasının sonucunda İstiklal Mahkemesi Heyetince suikast zanlılarının yargılanması, olaylardaki benzerliği güçlendirmektedir.
Kamil Bey cumhuriyetin ilanından sonra Mingercenin yaygınlaşması ve Minger tarihinin araştırılması için arkeolog Sahir Bey’i görevlendirmiştir. Arkeolog Sahir Bey’in Minger milletinin tarihini Aral Denizi’nin kuzeyinde bulması üzerine Kamil Bey, “Lütfen siz de bizlere ‘bu adaya sonradan geldiniz.’ demeyiniz”[17] ifadesini kullanarak Minger milletinin adaya sonradan gelmediğini, adanın en eski yerleşimcilerinden olduğunu savunmuştur. Kamil Bey’in bu konudaki görüşü, Türk Tarih Tezi’yle büyük bir benzerlik içermektedir. Türk tarih tezine göre; Türkler Anadolu topraklarına sonradan gelmemiş; Sümer, Hitit, Etrüsk gibi eski uygarlıkların Türk olduğu tezi öne sürülerek bir meşruiyet dayanağı aranmıştır.
Ayrıca 70 mecidiye ödenek açılarak bir şiir yarışmasının düzenlenmesi kararı alınmış ve bu yarışmanın kazananı daha sonrasında “Minger Milli Marşı olarak bestelenecek ve konusu ada, hürriyet, bağımsızlık olan bir şiir”[18] kaleme almıştır. Milli Mücadele’nin en zorlu günlerinde Milli Marş yazılması adına bir yarışma düzenlenmesi ve Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklal Marşı’nın milli marş olarak kabul edilmesi, marşın içeriği ve daha sonrasında marşın bestelenmesi, kitapta yazılanlarla büyük benzerlik içermektedir.
Veba salgınından ötürü Kamil Bey’in vefat etmesinin ardından cumhurbaşkanı olarak eski Osmanlı Valisi Sami Paşa seçilmiştir. Sami Paşa’nın göreve gelmesiyle beraber ilk görevi, Kamil Bey için yapılacak anıt mezar meselesidir. Kamil Bey için yapılacak anıt mezar, adada yer alan yüksekçe bir arsaya inşa edilecek ve adada bulunan kale dahil her noktadan görülebilen bir yerdir. Kamil Bey için yapılan anıt mezar, ölümünden 32 yıl sonra tamamlanacaktır.[19] Kamil Bey’in anıt mezarıyla Anıtkabir arasında da çeşitli benzerlikler bulunmaktadır: Anıtkabir’in inşa edildiği Rasattepe (daha sonrasında Anıttepe) şehre hakim bir tepede yer alır ve Ankara Kalesi dahil şehrin birçok noktasından görülebilir. Ayrıca Anıtkabir Atatürk’ün vefatından 15 yıl sonra tamamlanmıştır.
Yalnızca Kamil Bey ve Atatürk arasında değil Minger ile Türkiye Cumhuriyeti arasında da çeşitli benzerlikler vardır. Romanın 339. sayfasında “Devlette kararlar Minger Milleti adına alınır.” ifadesi, 507. sayfada adada yaşayan Rum zenginlerin, paralarını İzmir ve Atina’daki bankalarda tutmaları sebebiyle belli süre yol yapımında çalıştırılmaları, 524. sayfada 1980’li yıllarda Minger’de askeri rejimin bulunması ve 2000’li yıllarda Minger’in Avrupa Birliği’ne aday ülke olması ifadeleri görülmektedir. Rum zenginlerin yol yapımında çalıştırılmaları olarak kastedilen II. Dünya Savaşı’nda Varlık Vergisi uygulamaları ve vergiyi ödemeyen gayrimüslimlerin Aşkale Çalışma Kampı’na gönderilmesidir. 1980’li yıllardaki askeri rejim ise 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve daha sonraki süreçte yaşanan sıkıyönetim ve Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı sürecidir. 2000’li yıllardaki Avrupa Birliği aday ülke meselesi ise 1990’lı yılların sonundan itibaren Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine bir göndermedir. Özellikle 15 Aralık 2004’te AB Parlamentosu üyelerinin ellerindeki “Evet” ve “Yes” pankartlarıyla Türkiye üyeliğini destekledikleri fotoğraflar hala hafızalardadır.
Minger ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bir diğer benzerlik, kitap boyu üstünde durulan Türk milliyetçileri, Yunan milliyetçileri ve tarikat yapıları arasındaki rekabet ve Minger Devleti’nin kuruluşundan sonra “Mingerlilik” kavramı çerçevesinde vatandaşlık bağının oluşturulma çabasında gözlemlenmektedir. Kitaptaki bu anlatı Türk Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan isyan ve mücadeleler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşturmaya çalıştığı ulus kavramıyla paralellik içermektedir.
Romanın 537. sayfasında “Eğer Büyük Komutan olmasaydı, bugün Yunanlıların, Türklerin ve belki de İtalyanların esiri olacaktır. Komutan Minger’in istiklalini ve hürriyetini ilan etti.” ifadesi Atatürk’e sarf edilen sözleri hatırlatmaktadır. 10 Kasım anmalarında “Olmasaydın olmazdık.” cümlesi ve Atatürk’ün önderlik ettiği Türk Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ardından Anadolu’daki işgal kuvvetlerinin temizlenmesi, Türk halkında “Atatürk sayesinde özgür olduk.” görüşünün oluşmasına neden olmuştur.
Son olarak Kolağası Kamil Bey’in Minger’deki veba salgını nedeniyle Osmanlı Padişahı tarafından bölgeye gönderilmesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün de Samsun’a 9. Ordu Müfettişi olarak Osmanlı Padişahı tarafından gönderilmesi; iki şahsiyetin de asker olması ve ikisinin de Osmanlı Devleti tarafından gönderildikleri görevde bağımsızlık meşalesini yakarak yeni bir devleti ilan edip o devletin kurucu cumhurbaşkanı olmaları benzerliklerden bir diğeridir.
Sonuç
Orhan Pamuk her ne kadar “Ben kitabımda kesinlikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ima eden yazılar yazmadım.” ifadesini kullansa da yukarıdaki örnekler ve başta “Cevdet Bey ve Oğulları” olmak üzere romanlarında tarihi/toplumsal konulara yer vermesi; Veba Geceleri romanında Minger’in aslında Türkiye Cumhuriyeti, Kolağası Kamil’in de Mustafa Kemal Atatürk olduğunu doğrular niteliktedir. Ayrıca kitabın konusu, Osmanlı son dönemini kapsaması ve II. Abdülhamid ile baskıcı rejiminin yer aldığı bir kitapta, Kolağası Kamil’in Mustafa Kemal Atatürk olduğu düşüncesi kadar doğal ne olabilir?
Bazı konularda Kolağası Kamil ve Atatürk’ün hayatlarında çeşitli farklılıklar bulunsa da Veba Geceleri’nin mokümanter bir roman olmasından dolayı, iki hayatın birebir aynı olmasını mümkün kılmıyor.
Dipnotlar:
* Mustafa Kemal Kaya: Bağımsız araştırmacı. İletişim: [email protected]
ORCID ID: 0000-0002-7888-3531
[1]: Bu yazıda romanın Yapı Kredi Yayınları’nda 2021’de yayımlanan ilk basımı (574 sayfa, ISBN: 978-975-08-4928-2) kaynak alınacaktır.
[2]: 19. yüzyıl sonunda İngiltere, Rusya ve Fransa’nın Çin’i nüfuz alanlarına bölerek paylaşmaları “Çin’ in Parçalanması”, “Break up of China” olarak adlandırılmıştır. Çin’in Avrupa sömürüsüne karşı iki hareket ortay çıkmıştır: Birincisi yabancı düşmanlığı, ikincisi de reform hareketidir. Reformcuların başarısız olması üzerine yabancı düşmanlığı yükselmiş ve 1899’da yabancı temsilci, misyoner ve demiryolu işçilerine saldırılar yaşanmıştır. Ayaklanmaya Çin Müslümanlarının da katılmasının ardından II. Abdülhamid tarafından bölgeye nasihat heyeti gönderilmiştir. Detaylı bilgi için bkz. Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Kronik Kitap, 2020; Cengiz Mutlu, Boksör Ayaklanması ve Sultan Abdülhamid’in Nasihat Heyeti, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Cilt: 123, Sayı: 243, ss. 313-330.
[3]: Orhan Pamuk, Veba Geceleri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2021, s. 87
[4]: Orhan Pamuk, Veba Geceleri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2021, s. 85
[5]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 85
[6]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 86
[7]: Mustafa Kemal Atatürk, Karlsbad’da Geçen Günlerim, Haz. Selma Günaydın, İstanbul, Kopernik Kitap, 2018, s. 52-53
[8]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 86
[9]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 86
[10]: George W. Gawrych, Genç Atatürk, Çev. Gül Çağalı Güven, İstanbul: Doğan Kitap, 2023, s. 37
[11]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 86
[12]: “Orhan Pamuk’a ikinci kez “Veba Geceleri” soruşturması” 1 Aralık 2025 tarihinde erişildi, https://bianet.org/haber/orhan-pamuk-a-ikinci-kez-veba-geceleri-sorusturmasi-252980
[13]: Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk’ü Özleyiş I, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 1998, s. 39
[14]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 311
[15]: Mustafa Kemal Paşa’nın Associated Press muhabirine verdiği mülakatta geçen bir ifadedir: “Türkiye Türklerindir, diye ilave etti; işte milliyetperverlerin ilkesi budur. Biz haklarımızın müdafaası için mücadeleye devam etmeye karar verdik.” Bkz. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 11, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2005, 2. Basım, s. 362.
[16]: Elif Nagihan Türköz’ün doktora tezi ve Tezkire Dergisi’nde yayımlanan “Robespierre Buradan Hiç Ayrılmadı: Cumhuriyet Modernleşmesinde Jakobenizmin Bitmeyen Hikâyesi” başlıklı çalışması ve Dr. A. Murat Fırat tarafından Independent Türkiye’de yayımlanan “Fransız jakobenizminden Türk Kemalizm’ine…” çalışmaları örnek olarak gösterilebilir.
[17]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 372
[18]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 370
[19]: Pamuk, Veba Geceleri, s. 407
Kaynakça
Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Kronik Kitap, 2020.
Atatürk, Mustafa Kemal, Karlsbad’da Geçen Günlerim, Haz. Selma Günaydın, İstanbul: Kopernik Kitap, 2018.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 11, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2005, 2. Basım.
Gayrych, George W., Genç Atatürk, Çev. Gül Çağalı Güven, İstanbul: Doğan Kitap, 2023.
Mutlu, Cengiz, “Boksör Ayaklanması ve Sultan Abdülhamid’in Nasihat Heyeti”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Cilt: 123, Sayı: 243, ss. 313-330.
“Orhan Pamuk’a ikinci kez “Veba Geceleri” soruşturması”. 1 Aralık 2025 tarihinde erişildi. https://bianet.org/haber/orhan-pamuk-a-ikinci-kez-veba-geceleri-sorusturmasi-252980
Pamuk, Orhan, Veba Geceleri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2021.
Ünaydın, Ruşen Eşref, Atatürk’ü Özleyiş I, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 1998.


