Türk Gerçeğinin İdeolojisi: Kemalizm20 min read

Giriş: Kemalizmin bir ideoloji olup olmadığı tartışmalıdır. Hatta onu benimseyen kitle için doğru bir kavram kullanımı olup olmadığı bile ayrı bir tartışma konusudur. Ancak yakın tarih ve güncel siyasi gündemimiz göstermektedir ki; cumhuriyet nasıl ki 20. yüzyıldan bugüne dek Türkiye’nin tek reçetesi ise, Kemalizm de ülkenin ve toplumun gerçekleri ile en çok örtüşen yegane ideolojidir. Okuduğunuz yazı, Dizgin dergisinin altıncı ve son sayısında aynı başlıkla yayınlanmış olup; derginin yayın hayatına belirsiz bir süre için son vermesi nedeniyle dijital ortamda yayınlanamamıştır. Derginin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni Ata Berk’in önerisi ve uygunluğu ile sitemizde de okurlarımızla buluşturulmaktadır.
18. yüzyılın sonlarında başlayan Yakın Çağ, imparatorluklar için acımasız bir “eleme” dönemi olmuştur. Bu sürecin ilk safhasında devletler üç farklı kaderi paylaşmıştır: Modernleşme trenini vaktinde yakalayıp ulus-devlet formuna bürünenler, bu yeni güç odaklarına karşı direnemeyerek tarihe karışanlar ve doğrudan birer “ganimet” olarak sömürgeleştirilenler.
Bu tarihsel yarışta; Fransa gibi ulus-devletleşme sürecini erkenden tamamlayan, Birleşik Krallık gibi merkezi gücünü sanayiyle pekiştiren veya Prusya ve Japonya gibi modernleşme hamlesini radikal bir hızla gerçekleştirerek “yem olmaktan” kurtulan devletler güç kazanmıştır. Buna karşılık olarak ise; Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan gibi hantal imparatorluklar, bünyelerindeki unsurların uluslaşma sancıları ve gördükleri dış baskılarla parçalanarak tarihin tozlu sayfalarında yerlerini almışlardır.
Öte yandan, bu emperyal yayılma karşısında siyasal iradesini tamamen yitiren coğrafyalar da mevcuttur: Hindistan, Britanya tarafından sömürgeleştirilmiş; Cezayir, Fransa tarafından işgal edilerek bir sömürge idaresine dönüştürülmüş ve Mısır da kağıt üstünde Osmanlı’ya bağlı görünse de fiilen Birleşik Krallık kontrolüne girmiştir.
Her ne kadar Osmanlı, bu süreçte kağıt üzerinde ulus-devletleşme ve bağımsızlık hareketleri sonucu parçalanan ve ikinci kaderi yaşayan bir imparatorluk gibi görünse de, Sevr Antlaşması’na kadar varan batı tasavvurları düşünüldüğünde, onun da emperyal yayılmaya maruz kalan, üçüncü kaderi yaşayan devletlerden farklı kalır bir yanı olmamıştır. “Avrupa’nın hasta adamı”, gayriiradi olarak tüm mirasını Avrupa devletlerine bırakmış, Birinci Cihan Harbi ile de fiilen sona erdirilmiştir.
Türkiye topraklarının gerçeği, fiilen 1918’de sona ermiş bir imparatorluğun bakiyesi olmak iken, örgütlenerek kendi bağımsızlık savaşını vermek ve kökleri I. ve II. Meşrutiyet’te yatan bir demokratik geleneği savaş ortamında canlandırarak, hem bağımsızlık savaşını hem de ulus-devletleşme sürecini birlikte yürütmek olmuştur. Bu süreçte bağımsızlık mücadelesi ile ulus-devletleşme eş zamanlı olarak ilerlemiş; Kemalizm ise bu dönüşümün düşünsel ve siyasal çerçevesini belirleyen temel yaklaşım olarak kurgulanmıştır.
- İdeoloji Kavramı ve Kemalizm Tabiri Üzerine
Gerçeklerle, maddi olgularla şekillenen bir kavrama “ideoloji” denildiğine şahit olmak genellikle mümkün olmaz. Dünyayı birtakım fikirler ve kabuller doğrultusunda belirli bir bakış açısıyla ele alan ideolojiler, dünyadaki mevcut halleriyle daha ziyade maddi olguların değil; yoğun düşüncel çalışmaların ve teorizasyonların ürünleridir. Fransız filozof Antoine Destutt de Tracy tarafından Yunanca “idea” ve “logos” sözcükleri üzerinden türetilmiş olan ideoloji kavramının, şu an literatürde üzerine uzlaşı sağlanmış net bir tanımı yoktur. Ancak De Tracy, bu kavramı “fikirler bilimi” anlamında kullanmakla, aslen ufuk açıcı ve eleştirel bir öğreti geliştirmek, bu yolla dünyada var olan tüm önerme ve dogmaları sorgulamak maksadı gütmüştür. Aslen seküler ve aydınlanmacı bir yaklaşımla, bir bilim dalı üretmeye çalışmıştır.[1] Amma velakin ilerleyen süreçte, kalıpları sorgulama ve dogmalardan sıyrılma şiarı ile oluşturulan bu kavram, direkt olarak siyasi ayrımlardan kaynaklanan kalıp düşüncelerin, ön kabullerin ve yine çoğu zaman siyasal kaynaklı sabit perspektiflerin çatı ismi olarak kullanılır olmuştur.[2] Genel geçer ideolojilerin büyük kısmı, ideologların düşünsel faaliyetlerinin ürünleri olmakla beraber bunların hatırı sayılır kısmı da ideologların ismi ile birlikte anılmaktadır (Örn. Marksizm, Leninizm, Konfüçyüsçülük…).
Türk Devrimi’nin ideolojisi olarak nitelendirebileceğimiz Kemalizm, en başta ve baskın olarak devrimin önderinin görüşleri olmak üzere, önderin görüşleri ile zıt düşmemek kaydıyla tüm devrim kadrosunun görüşlerinden, devrimin kuramsal arka planından; yani başta Jön Türkleri, sonra İttihatçıları etkileyen fikir ve değerlerden beslenmektedir. Ancak bunların yanı sıra, dünyadaki diğer devrimlerden farklı olarak direkt Türk Devrimi’nin kendi içeriğinden beslenmektedir. Burada, normalden farklı olarak bu kez olguların ideolojiyi şekillendirdiğini görürüz. Bunun sebebi, Kemalizmin Türk Devrimi’nin ilerleyen safhalarında bir ideoloji haline dönüştürülmesidir.
Henüz devrimin en geniş kapsamlı aşamaları gerçekleştirilirken bile, “Kemalist” veya “Kemalizm” sözcükleri (1930 sonrasına kadar) şekli anlamda bir ideolojiyi ve o ideolojinin mensuplarını ifade etmemekteydi. Bağımsızlık savaşının devam ettiği 1921 yılında, İngiltere menşeili The Sphere gazetesi, Sevr Anlaşması’na göre Türkiye topraklarının bölündüğü bir haritayı paylaşmakla, Ankara Hükümeti’nin hakimiyeti altındaki bölgeyi “Kemalist Nüfuzu” (Kemalist Influence) şeklinde bir tabirle anmaktaydı –ki bu, kavramın en meşhur erken kullanımıydı. Ancak literatürde bundan da öncesinde, 1920’nin ilk çeyreğinde ABD, Fransa ve İngiltere basınında da “Kemalist” sözcüğünün Mustafa Kemal çevresinde örgütlenen kuvvetler ve figürler için kullanıldığı görülmektedir.[3] Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki süreçte de, 20 Ekim Amerikalı gazeteci Isaac F. Marcosson, inkılap hareketine “Kemalist dava” demiş ve devrim kadrosuna “Kemalistler” demeyi sürdürmüştür.[4] Bu dönemlerdeki kullanımı ile ne kadar alakalı olduğu bilinmemekle birlikte, sonraki süreçte Kemalizm bir ideolojiye dönüştürülecektir.
- Kemalizmin Özgün Yönleri ve Resmi İdeoloji Halini Alması
Kemalizm, Bülent Tanör’ün meşhur tabiri ile “demokrasi üreten bir savaşla” başlayan,[5] barışçıl bir iktidar devri ile biten[6] bir devrimin ideolojisidir. Bir devrimin bir savaşla başlaması sıra dışı bir durum değildir; ancak bu savaşın demokrasi üretmesi muazzam bir tepkimedir. Bunun bir diğer örneğini ABD Bağımsızlık Savaşı’nda görürüz. Öte yandan devrimin barış yoluyla siyasal iktidarın teslimi ile sona ermesi de dünyada eşi benzerine nadiren rastlanan bir olgudur.
Kemalizm şeklinde bir sözcüğün mevcut olması, bu kavramı kendiliğinden bir ideolojiye veya doktrine çevirmeyecektir. Bir figürün isminin sonuna “-izm” eklenmesi her zaman sistemli, tutarlı, kurumsallaşmış bir ideolojinin söz konusu olduğu anlamına gelmemektedir; bu ek, Fransızcadan (“-isme”) Türkçeye geçmiş olup, Yunanca “–ismos” ekinin önce Latince ve sonra Fransızcaya geçişi ile bugünlere gelmiştir. Özellikle güncel literatürde bir kişiye, eğilime ya da tarza taraf olmayı, onu referans almayı ifade etmektedir. Örneğin “Trumpizm” denildiğinde herkesin üzerinde uzlaştığı, kodifiye edilmiş bir ideolojiden değil, Trump’ın siyaset tarzına ve politik yönüne bağlılık ifade edilmektedir.
Gel gelelim, Kemalizmin gerçek anlamda bir ideoloji halini alması, hem Türk Devrimi’nin arkasındaki kuramsal ve fikri tutarlılığın hem de 1930 yılı sonrasındaki bazı düşünsel çalışmaların bir ürünüdür. Ancak özellikle de bir kamu kurumu olan Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından 1934’te Türkiye’yi uluslararası alanda tanıtma amacıyla çıkarılan La Turquie Kemâliste (Kemalist Türkiye) adında bir dergi çıkarılmaya başlanması ve CHP’nin 9 Mayıs 1935 tarihli 4. Kurultayında, partinin programının, “Kemalizm” ideolojisine dayanmak üzere tekrar düzenlenmesi ile,[7] Kemalizmin adeta bir resmi parti ve devlet ideolojisi halini aldığı görülecektir.[8] Atatürk’ün kurultay için yazdığı el yazılı notlarda açıkça: “Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kamalizm prensipleridir.” şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Bu ifade Mayıs 1935 yılına ait parti programına aynen bu şekilde “Kamalizm” yan başlığı altında aynen bu şekilde geçmiştir.[9] Bu iki gelişme, Kemalizmin direkt ve açıkça devlet eliyle resmi ideoloji kılınmak istendiğinin başlıca göstergeleridir. Öyle ki, dönemin İktisat Vekili Celal Bayar’ın The Financial Times’a yazdığı bir makalede Cumhuriyet Halk Partisi’ni Kemalist Parti biçiminde anması Kemalizmin Türk Devrimi ile ne kadar özdeşleşmişse aynı oranda CHP ile de özdeşleştiğinin önemli bir tezahürü olarak okunabilir.[10]
- Bir İdeoloji Olarak Kemalizmin Niteliği ve Atatürkçülük’e İndirgenmesi
Kemalizm, bu süreçte resmi ideoloji halini aldığında bile doktrinleşmemiş, tüm hayatı anlamlandırma çabası içine giren ve hayatın her kısmına dokunan katı ve dogmatik bir ideoloji olmamıştır. Sadece tam bağımsızlık, ulus-devlet, demokrasi, cumhuriyet, laiklik, modernleşme gibi kurucu değerleri Türkiye özelinde kapsamakla, bu yönüyle esnek bir ideolojidir. Bunu izah eden bir örnek olarak, Kemalizmi daha detaylı bir ideoloji ve kalıplaşmış doktrin haline getirme fikrini Atatürk’e açan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na Atatürk’ün “O zaman donar kalırız.” demesi gösterilir.[11]
Resmi ideoloji olarak açıkça benimsenmesinden bağımsız olarak, başta sol tandanslı Kadro hareketi (Şevket Süreyya Aydemir öncülüğünde) ve sağ tandanslı ve hatta kısmen faşist eğilimlerinin olduğu söylenebilecek Recep Peker’ce birtakım sol ve sağ Kemalizm yorumları yapılmak, doktrinleştirme çalışmalarına gidilmek, hatta bu doğrultuda yeni bir parti programı oluşturulmak istenmiştir. Hatta, Hasan Rıza Soyak anılarında; Peker’in hazırladığı programı İnönü’nün imzaladığını, Atatürk’ün bu duruma tepki gösterdiğini anlatmaktadır.[12] Ancak yapılan araştırmalarda ne programın içeriğine ulaşılabilmiş ne de bu olaya Soyak’tan başkası tanıklık etmiştir. Nitekim o dönemde Atatürk tarafından bu eğilimlere sıcak yaklaşılmadığı açıktır. Sadece ideolojinin ismi ve ilkeler adı altında genel çerçevesi ortaya konulmuştur.
Eldeki malzemeye yaklaşık yüz yıl sonraki konjonktürden baktığımızda, Atatürk’ün şahsına dayanan ve onun fikirlerini içeren bu duru hali ile Kemalizmi “Atatürk’ün fikirlerinden ve altı oktan ibaret bir devlet ideolojisi” olarak tanımlamanın doğru olacağı kanaatindeyim.[13] Ve bu yönüyle Kemalizm, esnek ve iktidara hareket alanı tanıyan bir ideolojidir.
Böyle bir ideoloji nezdinde, bunu yapacak öznelerin peşinen sağ veya sol eğilimleri varsa, farklı yönlerden okumalar yapmak gayet de mümkündür. Özellikle Türk düşün tarihinde, başta Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal veya Yön Dergisi yahut Milli Demokratik Devrim (MDD) çok kuvvetli ve kendini içinde tutarlı sol Kemalist müellifler, yayınlar ve akımlar bulunmaktadır. Aynı şekilde, özellikle 1982 Anayasasının ruhunu yaratırken, Atatürk olgusunu ideolojik sapaklardan tamamen arındıran ve Kemalizmi sadece “kutsal Türk Devleti” – “bölünmez bütünlük” – “yüce Atatürk” gibi retorik düzeyi yüksek ama içerik bakımından zayıf ve hatta çarpık söylemlere indirgeyen bir sağ Kemalizm yorumu yapılmıştır. Malum olduğu üzere, Kemalizm, Cumhuriyet tarihinde kimi zaman indirgenmiş, kimi zaman da çarpıtılmıştır. Ancak bu çarpıtmanın genellikle Kemalizm adı altında yapılmadığı görülmektedir.
Dürüst bir siyaset ve dürüst bir sosyal bilimler yazını için asıl olan, Kemalizmin ihtiva ettiği kurucu değerlerin inkar edilmemesi veya “günün koşulları” denilerek çarpıtılmamasıdır. Bilindiği üzere, 1980’lerden bu yana gerçekten bir ideolojiyi benimsediğini bilen bir avuç insan dışında hiç kimse açıkça kendine açıkça Kemalist diyememektedir. Bunun yerine “Atatürkçülük” kavramı kullanılagelmektedir. Atatürkçülük, gerçekten de, özellikle merkez sağ zihniyetli bir siyasal iktidarın arzu edeceği biçimde, sadece “Atatürk’ü seviyor olmaya” indirgenmiş, ideolojik bağlamdan koparılmış ve törpülenmiş, kurtarıcı ve kurucu figüre sevgi ve bağlılık atfeden son derece elverişli bir kullanımdır. Bu sadece günlük kullanımda değil, sosyal bilimler yazınında bile böyledir. Ahmet Mumcu gibi, Atatürkçülük kavramını Kemalizm ile eş anlamlı olarak kullanan veya direkt Kemalizmi karşılayacak şekilde “Atatürkçü Düşünce Sistemi” tabirini kullanan oldukça az sayıda sosyal bilimciyi hariç tutarsak, Atatürkçülük hem “-izm”den sıyrılma yönüyle şekli olarak hem de anlamsal olarak tam anlamıyla bir indirgemeden ibarettir. Böylece Erken Cumhuriyet Dönemi üzerine sosyal bilimler alanında bir niteliksizleşme ve yüzeyselleşme hasıl olmuştur.
- Kemalizme Dair Yapılan Bazı Eleştiriler Üzerine
Bir şeyi geliştirmenin ve ona değer katmanın yolu onu eleştirmekten geçmektedir. Özellikle içinde bulunulan çerçeve sosyal bilimler ise, hiçbir olgu veya değer eleştiriden muaf değildir. Kemalizm de bu anlamda, bir dönem resmi ideoloji olmasının da etkisiyle zaman zaman çok etraflı eleştirilerin odağı olmuştur. Ancak eleştirmek, bir kavram veya olguya tek bir yönden saldırmak değil, onu etraflıca ve hakkaniyetli olarak değerlendirmeyi gerektirir. Türkiye’de Kemalizm üzerine yapılan eleştirilerin aksayan yönleri, büyük çoğunluğunun politik ve ideolojik saiklerle yapılmasıdır. Bunların arasında analitik eleştiri görmek nadiren mümkün olmuştur. Bu durum, tek bir nedene indirgenememekle birlikte, Türkiye’de sosyal bilimler geleneğinin büyük ölçüde Avrupa-merkezli epistemolojik çerçeveler üzerinden şekillenmesi, yerel tarihsel ve siyasal bağlamın teorik üretimde yeterince kuramsallaştırılamamasından kaynaklanan bir metodoloji eksikliğinden söz edilebilir. Ancak ortada kesinlikle bir kötü niyet sorunsalı da mevcuttur, zira Kemalizm üzerine yapılan eleştirilerin çoğu, kanımca bilinçli olarak tek yönlüdür.
- Örneğin Kemalizmi yalnızca kendi aristokrasisini yaratmak isteyen bir burjuva devrimine indirgeyen cenah, onun solidarist, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist yönüne bilinçli olarak gözlerini yummaktadır. Bu ülkenin özgün yönlerinin de gözetilmesi gerekirken, sanki Türkiye’de bir Fransız Devrimi yapılmış gibi değerlendirmeler yapılmaktadır.
- Bir diğer örnek, savaş koşullarında yoğrulmuş, dönemin iktidarına başkaldırmakla idam fermanları eşliğinde yeni bir hükümet kurmuş olan, o dönem henüz sistematik bir ideolojiye bile dayanmayan bir harekete, günün sonunda sırf muvaffak olabildi diye “iktidar ideolojisi” veya “ana akım ideoloji” demenin rahatlığıdır. Günümüz Türkiyesi’nde tüm çağdaş ve kurucu değerlere zarar veren iktidara karşı eleştirel bir sesin dahi yükseltilemediği tablo, buradaki tezatlığı daha da gözler önüne sermektedir.
- Güncel siyasette ekseriyetle ikinci cumhuriyetçilerin söylemlerinde ve sosyal bilimler yazınında “Post-Kemalist”lerin sıkça yer alan “Kemalist vesayet” şeklindeki ithamları, Atatürk’ün ve Türk Devriminin, sadece iktidarların otoriter uygulamalarının ve siyasi manevraların dayanağı olarak kullanılan bir meşrulaştırma aracı olarak ele almakta[14]; ancak cumhuriyetin kurumlarını ve demokrasi geleneğini inşa eden diğer vesayetçi yönünü (Bkz.: Vesayetçi demokrasi) ise tamamıyla göz ardı etmektedir. Bu da sözü edilen tek yönlülüğe çarpıcı bir örnektir.
- Kemalizmi demokrasi karşıtı, otoritarist, hatta iyice şirazeyi kaçırarak totalitarist eğilimde bir ideoloji olarak gören müellifler, Türk Devrimi’ne içkin olumsuz hadiseleri gerçekleri çarpıtarak anarken, ne devrimin sonunda barışçıl bir şekilde (seçim yoluyla) demokrasiye geçildiğine ne de devrimlerin toplum refahını, kadın haklarını, genel kültür seviyesini hangi noktadan hangi noktaya taşıdığına değinmektedirler. Kendine aydın diyen insanlar, aydınlıkçı bir ideolojiye, karşılarında bir düşman varmış gibi saldırmaktadırlar.
Kemalizmin ve Türk Devrimi’nin eleştiriye matuf birçok yönü bulunmaktadır. Bu eleştiriler serbestçe yapılabilmelidir. Yüz yıl önceki uygulama ve yaklaşımlarla günümüzdeki uygulama ve yaklaşımların tamamen örtüşmesi ise zaten beklenemez ve temel değerlerden vazgeçilmeden revizyon gayet de mümkündür.[15] Ancak eleştirinin rövanşist bir saikle yapılması ile sahiplenici bir saikle yapılması arasında da büyük bir fark vardır. Ondandır ki, Kemalist yazının da hem kendi kitlesini hem de tarihsel geçmişi hakkaniyetli biçimde eleştirel bir süzgeçten geçirebilmesi, güncelliğini ve kuvvetini koruyabilmesi için elzemdir.
1980’lerden 2000’lere kadar uzanan süreçte var olan indirgemeci anlayış, hem eleştirel literatüre malzeme sağlamış hem de Kemalizmi bilim ve siyaset mecralarında niteliksiz bırakmıştır. Bu yüzden, çoğulcu demokrasi, azınlıkların kültürel hakları, sosyal ve ikinci kuşak haklar, işçi hakları gibi Türk Devrimi döneminde hem gündem hem de dünyanın insan hakları gündemi dolayısıyla önceliklendirilmeyen kavram ve değerlerin günümüzde Kemalist bir yaklaşımla sahiplenilmesi, modern sorunlara karşı ideolojinin temsiliyeti bakımından son derece önemlidir.
- Sonuç: Kemalizm Niçin Türk Gerçeğinin İdeolojisidir?
Kemalizmin inşa ettiği kurumsal hafıza, bu topraklarda ve bu coğrafyada çağdaş bir devlet olarak halen hayatta kalabilmenin yegane refleksi ve aracıdır. Kemalizmi “Türk gerçeğinin ideolojisi” olarak nitelendirmemin sebebi tam olarak budur.
Her şeyden önce, Kemalizm çok güçlü bir milli irade faraziyesine dayanmaktadır; zira TBMM’nin siyasal şeraitinde inşa edilen bir devrimin ideolojisidir. Türk Devrimi’ni şeklen var eden şey TBMM’nin kendisidir. Devrim kapsamındaki her düzenleme, bir kanun ile, TBMM eli ile var olmuştur. Aslen demokrasinin var olmadığı bir süreçte bile, mecliste CHP dışında başka hiçbir parti yokken bile; birçok kanun, teorik arka planları, tatbikattaki olası sorunları ve toplum üzerindeki olası etkileri ile etraflıca ve dürüstçe müzakere edilmiştir. Şu an meclisin adeta bir yankı odasından ibaret olduğu düşünüldüğünde, meclisin niteliği bakımından o dönemden ileri değil geri gidildiği anlaşılacaktır.
Türkiye’yi net biçimde batı/doğu devleti veya uygarlığı diye nitelendirmek mümkün olmasa da, özündeki toplum yapısı ve devlet anlayışı itibarıyla daha ziyade doğu devletlerine yakın olduğunu belirtmek gerçekçi olacaktır. Kemalizm, sömürülmenin doğunun kaderi olduğu bir devirde ve dünyada, doğuya matuf bir toplumdan, batının da değerlerini kullanarak, özündeki milli bilinci ortaya çıkararak kendine özgü ve eşsiz bir devlet yaratan ideolojidir. Bu yönüyle hem bu topraklarının gerçeğine temas etmiş, hem de ulusal bakiyesinin değerini de bilerek Türklük üzerine bir ulus-devlet inşa etmiştir.
Türk Devrimi, kolonyalizm ile inşa edilen mevcut dünya düzeninde, Avrupa’nın son kurbanlarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi olan toprakları ulusal bir bağımsızlık mücadelesi ile kurtarmak, demokrasiyi şiar edinmiş bir ulus-devlet kurmak, Avrupa-merkezci bakış açısını Türkiye örneği yönünden yerle yeksan etmek demektir. Ondandır ki, Kemalizm Türk gerçeğinin ideolojisidir. Türkiye’nin hala bölünmeden var olabilmesinin sebebidir.
Anayasal çöküş[16] ve üniter yapıdan kopuş süreçlerinin birbiri ile paralel olarak seyrettiği bugünün Türkiyesi’nde, kurucu değerlerin altı siyasal iktidar ve ayrılıkçılar tarafından oyulurken, görüşleri fark etmeksizin muhalif siyasetçiler ve aykırı ses çıkaranlar bir bir tutuklanıp hapse atılırken; bu kez demokrasiyi ve ulusal iradeyi hatırlamak; Bursa Nutku’nun, Gençliğe Hitabe’nin gereğini yerine getirmek, Türk gerçeğini görenlere ve Türk gerçeğinin ideolojisini benimseyenlere düşmektedir.
Dipnotlar
[1] Emmet Kennedy, “Ideology” from Destutt De Tracy to Marx”, University of Pennsylvania Press, V. 40 (3), Jul-Sep 1979, s. 355
[2] Örneğin yaygın ve halk arasındaki kullanımına bakıldığında, Cambridge Dictionary’de ideoloji, bir siyasal partinin, sistemin veya örgütün temelini oluşturan inanç seti olarak tanımlanmaktadır. (https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/ideology e.t. 28.04.2026)
[3] Bu konuda yapılmış oldukça kapsamlı bir çalışma için bkz.: https://www.malumatfurus.org/kemalist-kavraminin-kokeni/ (E.T. 28.04.2026)
[4] https://turkinkilabi.com/isaac-f-marcossonin-kaleminden-kemal-pasa/ (E.T. 02.05.2026)
[5] Bülent Tanör, Kurtuluş-Kuruluş, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 2017, s. 115
[6] Maurice Duverger, Siyasi Partiler, Çev. Ergun Özbudun, İstanbul: Bilgi Yayınevi, 1974, s. 364.
[7] Programda ve o dönem (1935-1937 arasında) ikinci isim olarak “Kamâl” ikinci ismini benimseyen Atatürk’ün el yazılarında “Kamâlizm” şeklinde yazmaktadır.
[8] Altı ilkenin 1931’deki parti programına girmesi de bu bağlamda sayılabilirse de, “Kemalizm” şeklinde bir isimleştirme söz konusu olmamıştır.
[9] Parti Programı için bkz.: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/items/0a8a4e77-b927-4b80-b7e6-d7d4181f3245 (E.T. 01.05.2026)
[10] “Bu nedenle Kemalist Parti programının 23. maddesinde, bir yandan Parti’nin iktisadi sistemini bir yönetimi biçimi (régime) değil teknik bir mesele olarak gördüğünü belirten bir hüküm bulunmaktadır.” Bkz. https://turkinkilabi.com/kemalist-rejimin-iktisat-doktrini/ (E.T.: 02.05.2026)
[11] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, İstanbul: İletişim Yayınları, 1984, s. 107-110.
[12] Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Cilt 1, 1973, s. 57-59.
[13] Kerem Ali Vahap, Müdafaa-i Hukuk’tan İnşa-i Hukuka: Türk Devrimi’nin Hukuksal Yönleri, İstanbul: On İki Levha Yayınları, 2024, s. 87.
[14] Sadece 2011 senesinden bir örnek haber metni için bkz.: https://www.yeniasya.com.tr/roportaj/kaosun-sebebi-kemalist-vesayet_113900 (E.T. 01.05.2026)
[15] “ Altı ilkeden biri olan devrimcilik, tam olarak bu amaçla kurgulanmış olup mezkur ideolojinin çağın gelişmelerine ayak uydurmasını, bugünün iyisinin yarınki koşullarda yetersiz kalabileceği gerçeği doğrultusunda bir dinamizmi vadetmektedir. “ (Bkz.: https://turkinkilabi.com/kemalizm/gunumuzde-kemalizm/ E.T.: 01.05.2026)
[16] Kemal Gözler’in tabiriyle “anayasasızlaştırma”, Tolga Şirin’in tabiriyle “Anayasa’dan çıkış” süreci.




