“Elhamdülillah İzmir’e Kavuştuk!”

 

‘’Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.
Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı,  bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur. ‘’                                                                                                                                                                                                                                      (Mustafa Kemal Atatürk )

30 Ağustos 1922 günü , üç yıllık Yunan hakimiyeti sona ermiş, muzaffer  Türk orduları başkomutanı , düşmanı vatanın bağrında boğmuştu.

Durmak, yorulmak söz konusu olamazdı. İzmir garip ve mahzun kendini kurtaracak ordusunu bekliyordu.

Mustafa Kemal  Paşa  1 Eylül 1922 tarihinde ordulara yolladığı emirde parolayı vermiş ‘’Ordular , ilk hedefiniz Akdeniz’dir , ileri ! ‘’  diyerek bir takip ve imha hamlesi başlatmıştı.

Düşman Güney tarafından İzmir’e 40.000 kişilik 3 Tümen halinde , Kuzeyde ise 50.000 kişilik 4 Tümen  olarak çekiliyordu.

Eğer ileri hatlarda birleşebilirler ise bir savunma hattı oluşturma ve gelen Türk taarruzuna direnme ihtimalleri vardı.

Bu sebeple ordumuz ve özellikle süvari birliklerimiz çok hızlı hareket etmek ve düşmana toparlanma fırsatı vermeden tamamını imha etmek zorundaydı.

1. Ve 2. Ordularımız ile Kocaeli grubu düşmanı sıkıştırmaya ve İzmir yönüne sürmeye başlamışlardı.

Yunanlılar sadece Türk ordusu ile dövüşmüyorlar, artık silahlanmış Türk milleti ile de çekildikleri her yerde mücadele etmek zorunda kalıyorlardı.

TRİKUPİS ESİR ALINIYOR
Yunan savaş komuta merkezi İzmir de bulunuyor, General Hacıanesti İzmir limanında bulunan bir yattan savaşı idare ediyordu.

Başkomutanı cephede olmayan bir ordunun muzaffer olması düşünülemezdi. Buna karşılık Türk orduları başkomutanı Mustafa Kemal Paşa savaşı ateş hattından yönetmişti.

Türk ordusu başkomutandan aldığı emir üzerine ilerleyerek 1 Eylül 1922’de Uşak’ı geri aldı.

Tarihler 2 Eylül 1922’yi gösterdiğinde Yunan Orduları Başkomutanı General Trikupis  karargahı ile esir alınmış ve Uşak’ta bulunan

Başkomutanlık karargahına getirilmişti. Burada yapılan merasimle kılıçlarını Mustafa Kemal Paşa’ya teslim etmişlerdi.

Türk orduları 10 gün gibi kısa bir süre içerisinde  yaklaşık 400 km kadar bir yol almak zorundaydı. Ayağında çarık olmayan, yorgun ve yoksul bu ordu hiç şikayet etmeden kendisine verilen görevi sonuna kadar yerine getirdi. Eskişehir Cephesinde ki  3. Yunan Kolordusu Bursa istikametine kaçmaya başlamış bu kolorduyu takip eden  kuvvetlerimiz önce Bilecik’i ,hemen ardından 6 Eylül 1922’de İnegöl ve Yenişehir’i Yunan işgalinden kurtarmıştı.

7-8 Eylül günü Manisa ve Menemen de Yunan işgalinden kurtuluyordu.

Elhamdülillah İzmir !
Süvari Kolordusu 9 Eylül Cumartesi sabahı  iki kol halinde İzmir’e  giriyordu.

Şehir hala Yunan askeri ve işbirlikçi yerli Rum ve Ermeniler ile doluydu.

Evlerin çoğunda Yunan bayrakları asılı, kargaşa her yere hakim durumdaydı.

3 yıl süren zulüm ve gözyaşı sona ermiş, son İslam ordusu mübarek şehir İzmir’e girmişti. Direnen küçük Yunan birlikleri kılıçtan geçirildi.

Minarelerden sala sesleri yükseliyordu. Yerli Rumların açtığı bir ateş ile 4 askerimiz şehit düştü. Nasıl bir kaderdi bu, İzmir’e varıp kurtuluşu görmek, sonra da toprağa düşmek…

Kurtuluş savaşının ilk şehidi yine burada İzmir’de bir yiğit Hasan Tahsin idi. Son şehitler de burada verilecekti.

‘’İzmirliler bugün için sakladıkları bayrakları çıkarmışlardı. Her yer bayraktı. Genç kızlar pencerelerden süvarilerin başına çiçek, konfeti, gülsuyu serpiyor, gelin telleri atıyorlardı. Kaldırımları dolduran halk, ağlıyor, alkışlıyor, çılgınca bağırıyor, bazıları komutanların, süvarilerin çizmelerini, üzengilerini öpmeye çalışıyordu.
Sokağın yalıboyuna açılan ağzında uzun boylu bir gölge belirdi. Fahrettin (ALTAY) Paşa’nın gözleri doldu. Annesiydi bu. Atından atlayıp koştu. Kucaklaştılar:
‘’Fahrim!’’
‘’Anam!’’
(
Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.662)

Yüzbaşı Şerafettin Süvari Alayı ile birlikte İzmir Hükümet konağına doğru taarruza geçti. Eğer hükümet konağına bayrak çekilirse işgal manen sona ermiş olacaktı. Hükümet konağında hala Yunan bayrağı dalgalanıyordu. Yüzbaşı Şerafettin Kordona ilerlerken yerli Rumlar bombalar ile taarruza geçtiler. Çok şükür ki yaralanan sadece Yüzbaşının atı olmuştu. Omuzuna isabet eden şarapnele aldırış etmeden başka bir ata geçen Yüzbaşı Şerafettin Konak meydanına geldiğinde yüzünden kanlar sızıyordu. Orada hazır bulunan bir genç elinde ki Türk bayrağını Yüzbaşıya teslim etti. Yüzbaşı Şerafettin bayrağı öptü ,alnına koydu. Başından sızan kanlar bayrağa geçmişti. Hükümet konağının kapısı zincirler ile kilitlenmişti. Kilitler kırıldı, Yüzbaşı Şerafettin, Teğmen Ali Rıza Ekici ve Teğmen Hamdi konağın balkonuna ulaştıklarında bütün İzmir tek nefes olmuş bu mübarek anı izliyordu. Zalimliğin sembolü Yunan bayrağı bir hışımla yerinden sökülüp yere atıldı. Şanlı sancağımız göndere çekiliyordu.

Saat 10.30 da İzmir artık Ay yıldızın gölgesi altındaydı. Sırası ile 14. Süvari alayı Sarıkışla’ya , Asteğmen Besim bey de Kadifekale’ye  şanlı sancağı çekti.   Falih Rıfkı o gün yaşadığı duyguları şu kelimelerle özetliyordu: ‘’Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o  günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim’’

Haber kısa sürede tüm yurda yayılmış, her tarafı bir sevinç dalgası sarmıştı. Ankara da seğmenler, Aydın da efeler, Karadeniz’de uşaklar oyuna durmuşlardı.
İstanbul fethinden sonra en büyük sevinci yaşıyordu. Falih Rıfkı 10 Eylül 1922 günü basılan Akşam gazetesi için şöyle diyordu:
‘’Akşam’ın ilk sayfası için koskoca bir klişe hazırlamıştık: ‘’ Elhamdülillah, İzmir’e kavuştuk !’’ Kapıları açmanın imkanı mı var ? Gazeteyi pencereden akıtıyorduk. Alan, yüzüne  gözüne sürüyordu.’’

 

İzmir o gece bayram yerine dönmüş, halk çılgın gibi sokaklara akın etmişti. Süvari kolordusunun bando takımı gece 03.00 da İzmir’e varabilmişti. Bando İzmir’i görünce aşka gelip İzmir marşı çalmaya başladı. Evlerine dönen halk bu sesleri duyunca tekrar sokaklara döküldü. Eğlence sabaha kadar sürdü.
Bir gün sonra 10 Eylül 1922 Pazar sabahı paşalar İzmir’e girdiler. Yollar çiçekler ile donatılmıştı. Halk gözyaşları içinde kurtarıcısını selamlıyordu. Esir yunan askerleri  ‘’Zito ( Yaşasın) Mustafa Kemal’’ diye bağırıyordu.
Kurbanlar kesiliyor, otomobil kalabalığı güçlükle yararak ilerliyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın gözü rıhtımda demirli İngiliz gemilerine ilişti. İlk işi bu gemileri bir ültimatom vererek İzmir limanından çıkartmak olacaktı. Konak meydanına varılmış paşalar dualar eşliğinde hükümet konağının balkonuna çıkmışlardı. Bu yıllardır hayal edilen bir andı. Dökülen kanlar, verilen canlar boşa gitmemiş ve izmir yine ay yıldızın gölgesine girmişti.

11 Eylül 1922 günü Türk orduları Bursa’ya girecekti.
16 Eylül 1922’de Çeşme’den Yunanlılar İzmir’i terk edecek
18 Eylül 1922’de Anadolu’daki son Yunan askerleri Erdek’ten çekilecek
Ekim 1922’de Lloyd George başbakanlıktan istifa edecek
Yunan kralı Konstantin tahttan indirilecek, Yunanistan’da darbe olacak Yunan generalleri kurşuna dizilecekti.
Sağlam irade ve iman ile yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ise milletinin kalbinde taht kuracak ve  modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ile askeri başarılarına siyasi ve ekonomik bin bir zafer ekleyecekti.

Yazı ilk olarak MedyaSiyaset.com’da yayımlanmıştır. Ekin Topçuoğlu’nun MedyaSiyaset’teki yazılarını okumak için tıklayınız

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir