De-İnönüizasyon Kurbanı Bir Bayram: Unutturulan Lozan Günü47 min read

Giriş
24 Temmuz 1923’te, Cumhuriyet henüz ilan edilmemişken imzalanan Lozan Barış Antlaşması, henüz türlü siyasal ajandalara konu edilerek değersizleştirilmeye çalışılmadığı Erken Cumhuriyet Dönemi’nde her ne kadar resmi olarak bir bayram niteliği almamışsa da uzun yıllar boyunca Lozan Günü, Lozan Sulh Günü, Lozan Sulh Bayramı gibi isimlerle kutlanan bir gün olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ardından İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde İnönü’nün Lozan’daki payının özellikle vurgulanarak 24 Temmuzların çeşitli şekillerde kutlanmış olmasına karşın 1950’de iktidara Demokrat Parti’nin gelmesinin ardından yeni dönemin ana muhalefet partisi genel başkanı olan İnönü’nün kamusal yaşam ve hafızadan silinmesi için iktidar eliyle birçok adım atılmıştır.
Lozan Günü de Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasında büyük emek ve başarı sahibi İsmet İnönü’yü hatırlattığı için iktidar eliyle önce silikleştirilmiş, ardından yasaklara konu olmuş ve 1950’ler boyunca sadece CHP’liler tarafından kutlanan Lozan Günü nihayetinde halkın önemli bir kesimine unutturulmuştur. Bu çalışmada, Lozan Günü’nün de-İnönüizasyon veya İnönüsüzleştirme biçiminde adlandırılabilecek politikanın kurbanı olarak kamusal hafızadan dışlanışına mercek tutulacaktır. İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde Atatürk imgesinin değişimi tartışılmışsa dahi, Demokrat Parti iktidarında, Menderes hükümetleri döneminde dönüşen ve dönüştürülen İnönü imgesi literatürde pek de ilgi görmemiştir. Bu bakımdan unutulan değil, unutturulan bir gün olarak Lozan Günü’nün de-İnönüizasyon ile koşut olarak değişen kaderi incelenecektir.
- Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Lozan Günü Kutlamaları
Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923’te İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanmış, 23 Ağustos 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ek protokolleri ile beraber onaylanmıştır.1 Lozan’da görev alan Türk delegasyonu antlaşmanın imzalanmasının ardından Türkiye’ye döndüğünde önce Uzunköprü, Alpullu, Muratlı, Çorlu, Çatalca, Sirkeci tren istasyonlarında yoğun ilgiyle karşılanmış; bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra nihayet Ankara’ya vardıklarında aralarında TBMM Başkanı M. Kemal Paşa’nın da olduğu büyük bir kalabalık tarafından coşkuyla karşılanmıştır.2 Bununla beraber antlaşmanın imzalandığı haberinin yayılmasıyla beraber esasen tüm yurtta çok sayıda kutlamaya yapılmıştır. II. Dünya Savaşı’nın ardından akdedilip halen yürürlükte olan yegâne antlaşma olmak gibi anlamlı bir niteliği de haiz olan Lozan Barış Antlaşması, başta Atatürk olmak üzere kurucu irade tarafından büyük değer görmüştür. Nitekim, 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet için Lozan ve Lozan’ın meydana getirdiği konjonktür bir nirengi noktası olmuş ve siyasal, hukuksal, iktisadi ve kültürel alanda radikal devrimlere girişilmiştir.
Lozan Barış Antlaşması, hiçbir zaman Cumhuriyet Bayramı gibi milli bir bayram olarak ilan edilmemiştir. Buna karşın, Atatürk’ün bu yönde bir arzusunun olduğu da anlaşılmaktadır: Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, 24 Temmuz 1927’de kendisini ziyarete gelen ve içlerinde beş öğrencinin de bulunduğu Darülfünun Hukuk Fakültesi heyetine hitaben yaptığı konuşmada Lozan Barış Antlaşması’nın Osmanlı tarihinde emsalinin olmadığını belirtmiş, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı günün bayram olarak kutlanmasının isabetli olduğunu söylemiştir.3
Atatürk’ün bu yöndeki iradesine karşın 24 Temmuz tarihinin resmi olarak bayram vasfına kavuşması için herhangi bir adım atılmamıştır. Bunun yerine tıpkı o dönemde kutlanan Ağaç Bayramı, İbni Sina Günü, Alfabe Devrimi Günü, Toprak Bayramı gibi resmi olarak bayram olmayan diğer günler gibi Lozan Barış Antlaşması’nın akdedildiği 24 Temmuz’un da her sene Halkevleri öncülüğünde ve İstanbul Üniversitesi bünyesinde kutlanması geleneksel hale gelmiştir. Böylelikle Türk ulusu ile Kemalist Türkiye idaresinin kaynaşması amaçlanmıştır.4 Dünyadaki diğer emsallerinde olduğu gibi Türkiye’de toplumsal bilincin toplumsal hafızayla beraber diri tutulmasında bayramların mühim bir yeri olmuş, yeni devletin tapu senedi niteliğindeki Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı günün yıl dönümleri de bu bağlamda ihmal edilmemiştir.
Lozan’ın akdedildiği tarihin bayram olarak anılması 1927’den önceye, antlaşmanın imzalandığı tarihe uzanmaktadır. Lozan Barış Antlaşması’nın akdedildiği tarihte, 24 Temmuz 1923’te, Tevhid-i Efkâr gazetesi “Bugün Sulh Bayramı Hakiki Halas ve İstiklal Bayramıdır”, Tercüman-ı Ahval gazetesi “Bugün Sulh Bayramıdır” manşetiyle çıkmıştır.5 Lozan Barış Antlaşması’nın akdedilişinin ilk yıl dönümünde 24 Temmuz tarihi Lozan Günü, Lozan Sulh Günü, Lozan Sulh Bayramı gibi isimlerle anılmaya başlanmış ve ilerleyen yıllarda da hem halkın hem de basının bu güne ilgisi sürmüştür.6 Lozan Günü’nde Darülfünun Hukuk Fakültesi’nde konferans yapılmasıyla başlayan gelenek, uzun yıllar boyu sürdürülmüştür. Örneğin 1927’deki konferans kapsamında Darülfünun Talebe Cemiyeti tarafından üzerinde Atatürk, İnönü ve Lozan delegasyonunun fotoğraflarını içeren hatıra kartpostalları bastırılmıştır.7
Hem Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminin ilerleyen yıllarında hem de İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde Lozan Günü tüm yurtta Halkevleri’nde8 düzenlenen etkinliklerle ve İstanbul Üniversitesi’nde9 konferanslarla anılıp kutlanmıştır. Gazetelerde Lozan Barış Antlaşması’nın önemini anlatan yazılar yayımlanmıştır. Radyo ile de bu etkinliklerin yayınlanması, yurt genelinde Lozan Günü’ne dair ilgiyi ve bilinci canlı tutmuştur. Bazı senelerde bu etkinliklere protokolden isimlerin de iştirak ettiği görülmektedir. Örneğin Darülfünun’da 1928’de düzenlenen anmaya Dahiliye Vekili Şükrü (Kaya) Bey, 1933’te düzenlenene TBMM Başkanı Kazım (Özalp) Paşa da katılmıştır.10
Halkevlerinde yapılan Lozan Günü kutlamalarında günün anlam ve önemini vurgulayan konuşmaların tanınmış simalar ve halktan kişiler tarafından yapılması, film izlenilmesi, halk oyunlarının oynanması gibi etkinliklere sıkça yer verilmiştir. Riyaset-i Cumhur Mûsikî Heyeti (günümüzdeki adıyla Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) tarafından bu anmalarda dinleti düzenlenmesi de anmalardaki çeşitliliği ve devlet aygıtının 24 Temmuz’a atfettiği değeri göstermesi yönünden dikkat çekicidir.11 Lozan Günü’nün Halkevleri’nde anılıp kutlanması bayramın halkla temasını, İstanbul Üniversitesi’nde konferanslarla anılıp kutlanması ise bayramın akademik ve bürokrat çevreyle temasını sıcak tutmuştur. Dönemin en önemli haber kaynağı olan gazete ve dergilerin Lozan Günü’ne yakından ilgi göstermeleri de toplumun Lozan Barış Antlaşması’na ve Lozan Günü’ne yönelik hafızasını diri tutmuştur. Örneğin 1934 yılı Lozan Günü kutlamaları, Fransızca yayın yapan Les Annales de Turquie dergisinde İstanbul Üniversitesi’nde yapılan konferans, CHP’nin Beyoğlu örgütünde yapılan tören ve sergilenen piyesler, Cağaloğlu Halkevi’nde düzenlenen konferans ve aralarında Cemal Reşit Rey’in de bulunduğu sanatçılar tarafından verilen konser haberleştirilmiştir.12
Başbakan İsmet İnönü’ye her yıl 24 Temmuzlarda yoğun tebrik mektupları ve telgrafları gönderilmiş, İnönü de Anadolu Ajansı vasıtasıyla bu tebriklere karşı teşekkürlerini sunmuştur.13 Bu tebriklerin arasına Cumhurbaşkanı Atatürk’ün ilettikleri de dahildir. Bu dönemde tebrik telgraflarında da Lozan Günü vurgusu dikkat çekmektedir. Mesela, ikili arasındaki 1933 Lozan Günü telgraflaşmasında Gazi’nin “Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine, Bugün Lozan günüdür. Bugünü millete kazandıran zatı devletlerini bütün kalbimle tebrik eder ve gözlerinden öperim.” biçimindeki tebrikine İnönü “Reisicumhur Hz.nin huzurlarına, Milletin sayısız fedakarlıklarının mahsulü olan Lozan günü için yüksek ve alicenabane iltifatınıza derin saygılarla şükranlarımı sunarım.” ifadeleriyle teşekkür etmiştir.14
1923 ile 1950 arasında 24 Temmuzlar coşkusu kimi senelerde ülkenin içinde bulunduğu konjonktüre göre artan ya da azalan şekilde kutlanmaya devam edilmiştir. Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde en coşkulu geçen Lozan Günü kutlamaları ise antlaşmanın akdedilişinin onuncu yıl dönümüne, 24 Temmuz 1933’e rastlamaktadır. Tıpkı cumhuriyetin ilanının onuncu yılı için kutlamalara olduğu gibi Lozan Günü’nün kutlamalarına da geniş hazırlıklar yapılmış ve bayram kutlanmıştır.15
Cumhurbaşkanı Atatürk ile Başbakan İnönü arasında çıkan ve sonucunda başbakan değişikliği yaşanan tartışmadan bir süre sonra, basının Lozan Günü’ne eski ilgisini yitirdiğinin gözlenmesine karşın,16 Lozan Günü’nü son kez kutladığı 24 Temmuz 1938’de dahi Atatürk’ün İnönü’yü tebrik ettiği görülmektedir.17 Tam da bu nedenle İnönü’nün başbakanlığı Celal Bayar’a bıraktığı görece kısa sürede de-İnönüizasyona politikasına varan bir istekten de sistemli ve sürekli bir gayretten de bahsetmek mümkün değildir. Nitekim İstanbul Üniversitesi’nde Lozan Günü için yapılan ve artık gelenekselleşmiş konferans 1938’de de yapılmıştır.18
Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de vefatını takiben 11 Kasım 1938’de İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilmiştir. 23 Temmuz 1939’da Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmasının ardından Erken Cumhuriyet Dönemi’nde zaman içerisinde 23-24 Temmuzlar Lozan Günü ile beraber kutlanmaya başlanmıştır.19 Nitekim, Lozan Günü kutlamalarının en görkemlisi de 24 Temmuz 1939’a rastlayacaktır. Hatay’ın ana vatana katılmasının o yılki kutlamaların coşkusunu arttırmada önemli bir etmen olduğu da unutulmamalıdır. 1943’teki Lozan Günü kutlamalarında Üsküdar Halkevi tarafından yaşlara ve cinsiyetlere göre ayrı ayrı yüzme müsabakaları düzenlenmiş ve ödül verilmiştir.20 Bu tarz sosyal etkinlikler, Lozan Günü kutlamalarının sürekli aynı etkinliklerle yapılıp monotonlaşarak anlam ve önemini yitirmediğini göstermesi bakımından mühimdir. O dönemde de kabineden kimi isimlerin Lozan Günü kutlamalarına katıldıkları anlaşılmaktadır.21
İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığıyla geçen 1938-1950 yılları arasındaki bayramlarda ve önemli günlerde basında önceki yıllara kıyasla İsmet İnönü’ye daha geniş yer ayrılmıştır.22 İnönü Savaşlarının yıl dönümlerinin kutlanması bu hususta verilebilecek bir örnek olup, Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümlerinde de İnönü’nün rolünün büyük övgülerle anlatıldığı manşetler atılmıştır. Hatta literatürde, 1938-1950 yılları arasındaki Lozan Günü kutlamalarında Lozan Barış Antlaşması’nda İsmet İnönü’nün başarıyı tek başına elde ettiğine dair vurguların arttığına dair görüşlere de rastlanmaktadır.23 Fakat daha Atatürk hayattayken de Lozan Günü’nün yanında 10 Ocak’ta kutlanan I. İnönü Zaferi’nin, 1 Nisan’da kutlanan II. İnönü Zaferi’nin yıl dönümlerinde yapılan kutlamalarda da İnönü isminin ön planda olduğu belirtilmelidir.24 Atatürk’ün ardından ilk seçilen cumhurbaşkanı olan ve artık “ikinci adam” olmayıp Milli Şef unvanıyla anılmaya başlanılan İnönü’nün25 mevcut siyasal karizması bu yolla korunmaya ve geliştirilmeye çalışılmış olabilir. Neticeten 1950’ye dek Lozan Günü kutlamalarının çeşitli etkinliklerle sürdürüldüğü görülmektedir.26
2. De-İnönüizasyon Politikası ve Demokrat Parti İktidarı Döneminde Lozan Günü Kutlamaları
Yaklaşık yirmi yedi senelik CHP iktidarının ardından 14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimleri kazanan Demokrat Parti, tutmayacağı bir sözü vererek “devr-i sabık yaratmayacağını”, yani tek parti döneminin icraatlarını ve idaresinden hesap sorarak o dönemi kötülemeyeceğini taahhüt etmiştir.27 Tutmayacağı bir sözdür zira DP hükümetlerinin özellikle önceki Cumhurbaşkanı İnönü ve partisi CHP üzerinden yürüttüğü politikalar döneme damgasını vuracak, DP’nin önlenemez otoriterleşmesi kerte kerte artacak, 1960’ın ilkbaharında doruk noktasına varacaktır.
a. De-İnönüizasyon Politikası
14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinin ardından CHP’nin iktidarı, İnönü’nün cumhurbaşkanlığını devretmesinin ardından Demokrat Parti iktidarının başlattığı ve on yıl boyunca çeşitli vasıtalarla hayata geçirdiği uygulamalarla İsmet İnönü’nün siyasal etkisini, toplum nezdindeki saygınlığını ve tarihsel yönü ağır basan karizmasını kırmaya ve nihai olarak da İsmet İnönü’yü ve İsmet İnönü’ye ilişkin hususları kamusal hafızadan silmeye yönelik çok sayıda girişimde bulunulmuştur. Nihai noktası İsmet İnönü’nün ve İsmet İnönü imgesinin kamusal hayattan bir bütün olarak imhası olan bu politikanın de-İnönüizasyon, İnönüsüzleştirme ya da İnönü’den arındırma olarak isimlendirilmesi kanımca isabetli olacaktır.
De-İnönüizasyon ile kavramların türetiliş biçimleri ve karşılıkları bakımından de-Stalinizasyon arasında bir benzerlik kurulabilir. De-Stalinizasyon ya da Stalinsizleştirme, sözlükteki tanımıyla Stalin’in fikirlerini ve bu fikirlerin halkın ve kurumsal yapının üzerinde yarattığı etkiyi ortadan kaldırma çabasıdır.28 Fakat de-Stalinizasyon yalnızca bir çaba da değildir, Stalin’in ölümünün ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde başlayan süreci ve politikayı da ifade eder. De-Stalinizasyon, Nikita Kruşçev liderliğindeki XX. Parti Kongresi ile adı bu şekilde anılmasa dahi resmiyete dökülerek ülkede uzun yıllar süren baskı, terör ve lider kültü dönemini sona erdirmeyi amaçlamıştır. De-Stalinizasyon, Sovyet toplumunda ve siyasetinde derin bir değişim dalgası yaratarak eski yönetim tarzının izlerini silmeyi hedeflemiştir.29 Bu terim, Krusçev’in Kongre’deki konuşmasında doğrudan geçmemiştir, ilerleyen yıllarda üretilmiştir.
De-İnönüizasyon, bu çalışma öncesinde başka bir müellif tarafından üretilmiş ya da kullanılmış bir kavram değildir. Hatta öyle ki, her ne kadar Atatürk’ün siyasette, toplumda ve tarihsel anlatıda etkisini kırma politikasına karşılık olarak de-Kemalizasyon biçiminde bir kavramsallaştırmaya gidildiği kimi çalışmalarda görülmekte ise de30 1950 sonrasında İsmet İnönü’nün kamusal yaşam ve hafızadan silinmesi uygulamalarına özgülenmiş bir çalışma da yapılmamış olması mühim bir boşluk teşkil etmektedir.
De-İnönüizasyon varsa, elbette tabiatı gereği de-İnönüizasyonun öncesinde bir İnönüizasyonun varlığından da söz etmek mümkündür. Atatürk’ün vefatının ardından İnönü’nün yaklaşık on iki yıl süren cumhurbaşkanlığı döneminde uygulanan ve İsmet İnönü’nün kamusal alandaki görünürlüğünü arttırmaya ilişkin kimi politikalar, İnönüizasyon olarak kavramsallaştırılıp değerlendirilebilir. Her ne kadar Atatürk döneminde yürürlüğe konulan 16/03/1926 tarihli 3322 sayılı Kararname gereği de olsa para ve pullarda Atatürk yerine İnönü’nün resminin yer alması, devlet dairelerinde İnönü’nün resimlerinin asılması,31 Nutuk’un İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde basımının hiç yapılmaması,32 Atatürk’ün vefatı sonrası 1939-1940 arasında Atatürk’ün herhangi bir heykelinin dikilmemesi,33 yeni dikilen Atatürk heykellerinin yanında İnönü heykellerinin de dikilmeye başlanması gibi gelişmeler bu bağlamda değerlendirilebilir. İnönüizasyon ile de-İnönüizasyon arasındaki farklardan biri, İnönüizasyon ile Atatürk’ün adının ve Atatürk adını simgeleyen objelerin kamusal yaşam veya hafızadan büsbütün silinmesi gibi bir maksadın da gayretin de aslında güdülmemiş olmasıdır. Bilakis, İnönü’nün liderlik karizması vurgulanırken meşruiyetin Atatürk’ün karizmatik liderliğinin, mirasının ve tarihsel rolünün üzerine bina edildiği de söylenebilir.34 Öte yandan Demokrat Parti iktidarında de-İnönüizasyon ile koşut olarak İnönü’den boşaltılan kamusal alana Celal Bayar’ın veya Adnan Menderes’in yerleştirilmesi söz konusu olmamıştır. Hatta, DP iktidarının ilk günlerinde, 1950 Mayıs sonunda alınan Bakanlar Kurulu kararına göre resmi dairelerde, paralarda ve pullarda sadece Atatürk resmi yer alacaktır.35 Çok partili yaşamın yerleşmesinde önemli bir dönem alan o tarihler için böyle bir karar makul ve olumlu görülebilir.
Demokrat Parti iktidarı devrinde iktidar-ana muhalefet ilişkilerinde ana eksen, partilerden ziyade CHP’nin genel başkanı olmuştur.36 DP’nin on senelik iktidarı süresince Halkevleri’nin kapatılması, tek parti yıllarında CHP’nin elde ettiği mal varlığının hazineye devri gibi CHP üzerinde baskı politikalarının muhatabı ve hedefi doğrudan CHP olmuştur. Ancak, iktidarın CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’yü muhatap ve hedef aldığı icraatları da söz konusu olmuş, nitekim bu icraatların bir kısmı de-İnönüizasyon politikası doğrultusunda hayata geçirilmiştir. Çünkü, yeni iktidarın önde gelen isimlerinden hiçbiri, Kurtuluş Savaşı’nın önde gelen komutanlarından birisi olan, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın ve Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayan heyetlerin başında yer alan, Cumhuriyet’in ilk başbakanı ve ikinci cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü’nün siyasal ve tarihsel karizması raddesinde bir karizmayı haiz değildi. Yirmi yedi senelik CHP iktidarının yaklaşık iki senelik geçici koşulları haricinde başbakan ve ardından cumhurbaşkanı sıfatıyla görev yapan İnönü’nün karizması, Demokrat Partililerin yeni iktidar tarafından kendi varlığına ve selametine bir tehdit olarak görülmüştür. Tam da bu nedenle İnönü ve İnönü imgesi, ismi hiçbir zaman konulmamış olsa bile kararlı biçimde yürütülen bir politikanın, de-İnönüizasyonun hedefi olmuştur. DP milletvekili Mükerrem Sarol’un 1952’de bir “İnönü davasından” bahsedip sarf ettiği şu sözler, DP’nin İsmet İnönü’ye bakışını oldukça açık biçimde göstermektedir:37
“CHP’nin bünyesinde Şemseddin Günaltay ve bir iki milletvekilinden başka kimse yoktur. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi ile bir alıp vereceğimiz yoktur, dava İnönü davasıdır. İnönü olmazsa aramızda halledemeyeceğimiz hiç bir şey yoktur. Cumhuriyet Halk Partisinin içinde amansız bir istibdat hala hüküm sürmektedir. Aralarında huzuru bozan tek adam İnönü’dür.”
On yıllık Demokrat Parti iktidarında İnönü’nün siyasal etkisini, toplum nezdindeki saygınlığını ve karizmasını silikleştirmek ve hatta silmek üzere takip edilen de-İnönüizasyon politikasının en önemli adımlarından birisi, İsmet İnönü adının yer adlarından kaldırılmasıyla olmuştur. Simgesel önemi oldukça fazla olan, bugün Taksim Gezi Parkı olarak bilinen ve içine İnönü’nün bir heykelinin konulması planlanan İnönü Gezisi adının DP’nin seçimleri kazandığı güne atfen 14 Mayıs Gezisi olarak değiştirilmesi için 1951’de Genel Meclis’e bir önerge verilmiştir.38 Önergenin amacı, salt İnönü isminin değiştirilmesi değil; yaşayan tüm siyasetçilerinin isminin herhangi bir yere konulmaması olarak sunulsa da bu teklifin daha CHP’yi, daha doğru bir ifadeyle İnönü’yü hedef aldığı açıktır.39 Aslında bu durum, kamusal alanda ilk aşamada -en azından resmi olarak- İnönü’nün doğrudan hedef alınamadığını ve onu doğrudan itibarsızlaştırmanın göze alınamadığını da göstermektedir. Nitekim, İnönü Gezisi’nde kaidesi uzun yıllar dursa da İnönü heykeli DP iktidarı döneminde planlanan yere dikilememiş,40 İnönü Gezisi’nin on yıllık ismi de değiştirilerek yeni adı Cumhuriyet Gezisi (Meydanı) olmuştur.41 Yine 1951 içerisinde Fındıklı İsmet İnönü Okulu’na Namık Kemal Okulu ve İsmetpaşa Caddesi’ne Refah Şehitleri Caddesi adı verilmesi gibi uygulamalar da hayata geçirilmiştir.42 Şimdi verilecek örnek doğrudan İnönü’nün adının silinmesine yönelik değildir ancak, İnönü’nün ve ailesinin itibarını zedelemeye yönelik olarak İnönü’nün oğlu Ömer İnönü’nün karıştığı iddia edilen bir cinayet de DP iktidarının başlarında TBMM’de gündeme getirilmiştir.43
İstanbul Şehir Meclisinde ele alınan ve acil olarak gündeme getirilen bir başka konu da Dolmabahçe’de yer alan ve halihazırda kullanılmakta olan İnönü Stadyumu’nun adının,44 o sıralarda kemikleri İstanbul’a getirilmekte olan “hürriyet kahramanı ve şehidi Midhat Paşa”ya atfen Mithatpaşa Stadyumu olarak değiştirilmesidir. İnönü’nün isminin ve izinin silindiği kamusal alana Midhat Paşa gibi bir tarihsel bir figürün kahramanlığının “yeniden hatırlanması” gibi yöntemlere başvurularak İnönü’yü kamusal hafızadan silme gayreti güdülmüştür. Bu sayede, daha önce belirtildiği gibi hem doğrudan İnönü hedef alınmamıştır hem de toplumda itibarı yüksek başkaca isimler veya değerler tercih edilerek olası tepkiler önlenmiştir. Demokrat Partililer bununla da yetinmeyecektir; stadyumda sonraki yıllarda eski açık olarak tanınacak tarihi kale arkasında kitabe olarak yer alan ve İnönü’nün henüz başbakanken Ankara 19 Mayıs Stadyumu açılışında söylediği “Türkiye’yi idare edenler stadyumu en kıymetli mektep gibi her yerde kurmağa çalışacaklardır. Türkiye’nin istikbalini idare edecek olan genç nesil açık havada, açık meydanlarda yetişecektir.” sözü de sakıncalı görülecek ve “o günkü anlayışa uymayan kitabeler yerine, yaptırıldığı veya tamir edildiği tarihi gösteren levhalar konulması” yine Şehir Meclisi tarafından kabul edilecektir.45 .[45] Nihayetinde stadın ismi Mithatpaşa Stadyumu olarak değiştirilmiştir. Aradan geçen yirmi üç senenin ve İnönü’nün 1973 Aralık’ında vefatının ardından İstanbul İl Daimî Encümeni’nin temenni kararı ile başlayan süreç nihayete ermiş ve stadın ismi yeniden İnönü Stadyumu olarak değiştirilmiştir.46
İsmet İnönü’yle ilgili olup de-İnönüizasyona kurban edilenlerden biri de, tıpkı İnönü Gezisi’ne dikilmesi planlanan heykel gibi, yurt genelindeki İnönü heykelleridir. Evvela gözlerden nispeten uzak bir yerde, Ankara Çamkoru’da İsmet İnönü heykeli kaldırılmıştır.47 Sivas’ta İnönü’nün bir heykelinin yıktırıldığı, Gelibolu’da Demokrat Partili olduğu iddia edilen kişiler tarafından İnönü heykelinin boynuna ip bağlanarak heykelin yıkılmaya çalışıldığı, böyle başarılamayınca bu defa bir kamyonet vasıtasıyla heykelin yıkıldığı, Mudanya’da Mudanya Ateşkes Antlaşması anısına dikilen Mütareke Anıtı’nın kamyona bağlanarak çekilmeye çalışıldığı ancak heykelin yalnızca kılıç kısmının koparılabildiği, kopan parçanın bir yurttaş tarafından denizde bulunduğu haberlere konu olmuştur. Buna karşın İnönü’nün memleketi Malatya’da Vali Turgut Babaoğlu tarafından verilen heykel kaldırmaya ilişkin talimat CHP’lilerin direnci ile akim kalmıştır.48
İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı yaptığı 1938-1950 aralığının DP iktidarının henüz ilk aylarında iken ortaokul tarih dersi kitaplarından çıkartıldığı gündeme getirilmiş, “İnönü ile ilgili kısımların fasiküllerinin düştüğü için İnönü ile ilgili kısımların kitapta yer almadığı” gibi bir savunma ileri sürülmüştür.49 .[49] Fakat Kurtuluş Savaşı, Türk Devrimi, II. Dünya Savaşı ve Türkiye konularını içeren ortaokul üçüncü sınıf tarih kitabında İsmet İnönü’nün adının sadece bir defa geçmesi, onun da Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığını İnönü’den devraldığının ifade edildiği kısımda olması,50 salt “fasikül düşmesiyle” açıklanamayacak kadar açık bir de-İnönüizasyon politikası pratiğidir. İktidar üzerinde artan baskı üzerine nihayetinde Milli Eğitim Bakanlığınca geri adım atılarak İnönüsüz tarih kitabının okutulması salt o dönemle sınırlı tutulmuştur.51 Atatürk döneminde hazırlatılan, Millî Mücadele’yi anlatan bir filmden İsmet İnönü’ye ilişkin kısımların sansürlenerek 30 Ağustos 1959’da, Zafer Bayramı’nda gösterilmek üzere hazırlanması emekli subaylar tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Emekli Orgeneral Şahap Gürler, “İsmet Paşasız 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e uzanan kısım çözülemez. Mudanyasız, Lozansız bir İstiklal Savaşı kapanamaz.” demiş, sansür kendisine sorulduğunda önce sadece gülen İnönü ısrarlar üzerine “İstiklal mücadelesinde kimlerin bulunduğunu onlar daha iyi bilirler.” biçiminde bir açıklama yapmıştır.52 Yine DP iktidarının ilk yıllarında, 1940’lı yılların başından bu yana yayımlanmakta olan İnönü Ansiklopedisi’nin adı değiştirilip Türk Ansiklopedisi yapılmıştır.53
Türkiye’nin yakın tarihinde İsmet İnönü kadar üzerinde kavga edilen ve kamusal yaşam ve hafızadan silinmeye çalışılan biri muhtemelen yoktur. İsmet İnönü’nün üzerinden yürütülen tartışmalar bakımından benzetilmesi mümkün değildir ancak 1960 28 Nisan’ında Beyazıt Meydanı’nda Demokrat Parti iktidarına karşı yapılan protestolarda polis kurşunuyla öldürülen İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz’in kamusal yaşam ve hafızadan silinmesi ile İnönü’nün kamusal yaşam ve hafızadan silinmesi (de-İnönüizasyon) arasında benzerlik kurulabilir. Turan Emeksiz’in unutturulması muradıyla 12 Eylül Darbesi’nin ardından Turan Emeksiz’i anımsatan mekanlar yok edilmiş, Emeksiz’in naaşı Anıtkabir’den çıkartılıp taşınmış ve böylelikle Emeksiz anmalarının önüne geçilmiştir.54
İnönü’nün adının şehrin merkezindeki parktan, stadyumdan, okuldan ve caddeden silinmesi, heykellerinin kaldırılması, İnönü adını taşıyan ansiklopedi isminin değiştirilmesi, tarih anlatımında İnönü’nün bizzat öznesi olduğu olaylarda sansürlenmesi gibi uygulamaların iktidar bakımından bir başarı olmasının yanında de-İnönüizasyon politikasının uzun erimli sonuçları en çok hissedilen parçası, Lozan Günü’ne karşı alınan tavır ve müdahaleler olmuştur.
b. Demokrat Parti İktidarı Döneminde Lozan Günü Kutlamaları
DP iktidarının ilk 24 Temmuz’u, iktidarın gelecek yıllarda Lozan’a yönelik yaklaşımının bir fragmanı gibi olmuştur. Yeni iktidarın Lozan Günü’ne kayıtsız kalmasının yanında alternatif kutlamalara yönelinmesi, yeni dönemin Lozan Günü’ne ilişkin ilk uygulamasıdır. Osmanlı’nın son döneminde, meşrutiyetin ilan edildiği gün olduğu için milli bayram (ıyd-i milli) ilan edilip Hürriyet Bayramı ya da Hürriyet Günü olarak anılan 23 Temmuz, DP iktidarının tarihin tozlu raflarından indirerek Lozan Günü’ne alternatif olarak kutlamaya başladığı bir gün olmuştur. Aslında 27 Mayıs 1935’te kabul edilen 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’a dek Cumhuriyet Dönemi’nde de Hürriyet Günü adıyla kutlanan 23 Temmuz, anılan Kanun kapsamında ulusal bayram niteliğini yitirmiş ve tek ulusal bayram olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlanmaya başlanmıştır.55 Zafer Bayramı, Ulusal Egemenlik Bayramı gibi günler yine bayram adıyla anılmış ancak genel tatil günü olarak sayılmıştır. 1923’ten itibaren 24 Temmuzlarda Lozan Barış Antlaşması’nın akdedilişinin yıl dönümü kutlamalarının gölgesinde kalan Hürriyet Bayramı’nın56 CHP iktidarı döneminde son defa 1934’te kutlandığı tespit edilmektedir.57 Dolayısıyla, Hürriyet Günü kutlamaları, 1934 itibarıyla bırakılmış olmasına karşın DP döneminde resmi olarak olmasa bile fiilen ve görünüşe göre Lozan Günü’ne ikame olarak tekrar kutlanmaya başlanmıştır. Aynı şekilde, 1940’lı yılların ortalarından bu yana kutlanan Gazeteciler Bayramı (Gazeteciler Günü, Basın Bayramı) da DP iktidarı dönemindeki 24 Temmuz tarihli gazetelerin manşetlerinde daha geniş yer bulmuştur.58
23 Temmuz 1950’de meşrutiyetin ilanının kırk ikinci yıl dönümü Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde kutlanmış,59ertesi gün olan 24 Temmuz’da ise Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve TBMM Başkanı Refik Koraltan’ın katılımıyla Yıldız Parkı’nda Gazeteciler Günü kutlanmıştır.60 Cumhurbaşkanı ve başbakan başta olmak üzere protokolden herhangi bir ismin Lozan Günü kutlamalarına katılmak bir tarafa Lozan Günü’nü anmaması, o tarih için ilktir ancak son olmayacaktır. 1950-1960 yılları arasında devlet eliyle herhangi bir Lozan Günü kutlaması tertip edilmediği gibi, Cumhurbaşkanı Bayar veya Başbakan Menderes tarafından da herhangi bir kutlama mesajı yayınlamamıştır.61
Yeni iktidarın sadece Lozan Günü’ne değil, Lozan Barış Antlaşması’na karşı tüm kayıtsızlığına rağmen 24 Temmuz 1950’de Ankara Halkevi’nde Lozan Günü kutlaması yapılmış, Devletler Hukuku Türk Enstitüsü tarafından İstanbul Üniversitesi’nde Lozan Günü nedeniyle bir toplantı düzenlenmiştir.62 Yeni iktidarın ilk 24 Temmuz’unun sönük geçmesi daha o hafta dikkat çekmiş, Lozan Barış Konferansı’nı yerinde takip eden gazetecilerden olan Ali Naci Karacan, her yıl büyük törenlerle kutlanan Lozan barışının yıl dönümünün bu yıl İnönü iktidardan muhalefete geçtiği için layık olduğu ilgiyi görmediğini, hatta bu defa 24 Temmuz anmalarının ihmal edildiğini yazmıştır:63 “Halk Partisi Genel Başkanı olarak ve iç politika sahasında hangi hataları işlemiş ve bu hatalar neticesinde iktidarı ne şekilde kaybetmiş olursa olsun, tarih, İsmet Paşa’nın Lozan’da kazandığı büyük siyasi zaferi ve onun Türkiye’yi siyasi, mali, adli istiklaliyle yeni baştan kurabilmek yolunda ifa ettiği büyük hizmeti hiç şüphe yok ki, hayırla yad edecektir.”. O tarihlerde kamuoyunda muhtemelen başka isimler tarafından da fark edilen ancak dile getirilmeyen gerçeğin bir gazeteci tarafından köşe yazısına aktarılması önemlidir.
1951 yılında yapılan Lozan Günü kutlamalarında da Halkevleri ev sahipliğini sürdürmüştür. CHP’lilerin de katılımıyla Ankara Halkevi’nde etkinlik düzenlenmiştir.64 Buna karşın basının ilgisi yine zayıf olmuştur.65 Bu yıl ilk defa İstanbul Üniversitesi bünyesinde gelenekselleşmiş Lozan Günü etkinliği yapılmamıştır. Hürriyet gazetesi bu duruma dikkat çekerek kutlama yapılmamasının vatandaşlar tarafından hoş karşılanmadığını yazmış, bir iddiaya göre Lozan Barış Antlaşması’nda İnönü’nün büyük payının olması, İnönü hakkındaki takdirlerin artmasına vesile olacağı korkusuyla geleneksel etkinlikten bu yıl vazgeçilmiştir. Hatta bu etkinliğe katılması muhtemel çok sayıda profesörün de bu toplantıda DP’nin hoşuna gitmeyeceği düşüncesiyle söz söylemekten çekindikleri iddiası da habere taşınmıştır.66
İlerleyen günlerde, 8 Ağustos’ta TBMM’de oylanıp 11 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanan 5830 sayılı Kanun ile Halkevleri kapatılmış ve malları hazineye devredilmiştir.67 Halkevleri’nin kapatılması, her ne kadar karardaki asıl maksat bu olmasa da, geleneksel olarak Lozan Günü kutlamalarının organizatörlüğünü ve ev sahipliğini yapanlardan biri olan yapının ortadan kaldırılmasının yanında, Lozan Günü kutlamalarında önceki yıllardaki coşkunun kayda değer bir ölçüde yitirilmesi anlamına da gelmiştir.68 1952’de Lozan Günü, Hürriyet Bayramı, Basın Bayramı ve Hatay’ın ana vatana katılışının kutlanması ile beraber basında yer almışsa da DP iktidarı öncesinin coşkusu artık yoktur, bunda Halkevleri’nin kapatılmış olmasının etkisi büyüktür. CHP’nin İzmir ve Elazığ’daki teşkilat binalarında Lozan Günü kutlamaları yapılmıştır. Ayrıca Lozan Günü nedeniyle İsmet İnönü’yü bir grup Ankara Üniversiteli genç ve vatandaş ziyaret etmiştir.69
1953 yılının Lozan Günü kutlamaları da Antlaşma’nın imzalanışının otuzuncu yıl dönümü olmasına karşın, eski havasından oldukça uzak geçmiştir. Basının bir bölümünün hatırladığı ve gündemine aldığı Lozan Günü’nün otuzuncu yıl dönümünün olduğu 1953, aynı zamanda cumhuriyetin ilan edilişinin de otuzuncu yıl dönümünün olduğu bir senedir. Ancak hem 24 Temmuz Lozan Günü hem de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları bilhassa onuncu yıl kutlamalarındaki coşkudan farklı olarak sakin geçmiştir.70 29 Ekim kutlamalarından önemli bir fark olarak Lozan Günü için devletin suskunluğu bu yıl da sürmüştür. Bu yıl da Ankara Üniversiteli bir grup öğrencinin İsmet İnönü’yü CHP genel merkezinde ziyaret ederek kendisine tebriklerini ilettikleri, İnönü’nün de Atatürk ve Lozan Günü vurgulu bir konuşmayla gençlere karşılık verdiği basına yansımıştır.71 1954’te de Hürriyet Bayramı ve Hatay’ın ana vatana katılması basın tarafından haberleştirilmiş, bu yıl Lozan Günü’ne ve Lozan Barış Antlaşması’na olan ilgi iyiden iyiye tükenmeye yüz tutmuştur.72 .[72] Birkaç senedir iktidar eliyle sönükleştirilen Lozan Günü kutlamalarına karşın 24 Temmuz 1954 tarihinin hemen sonrasında toplanan CHP’nin XI. Kurultayında İsmet İnönü’nün yaptığı konuşmanın ardından bir grup genç tarafından, üzerinde Gazi M. Kemal Paşa tarafından İsmet Paşa’ya gönderilen telgraf metninin yer aldığı şilt (levha) hediye edilmiş ve o gençlerden birisi tarafından telgraf metni okunmuş, Kurultaydaki partililer coşkuyla karşılık vermiştir.73
Lozan Günü kutlamalarının dönüm noktası ilk defa 1955 24 Temmuz’unda, kutlamalara yasak getirilmesi ile olmuştur. CHP Üsküdar İlçe Örgütünün Lozan Günü kutlamalarına Üsküdar Kaymakamlığı tarafından -basına yansıyan detaylara göre ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bir siyasi partinin milli bayram kutlamasının doğru olmayacağı gibi bir gerekçeyle- izin verilmemiş, CHP İlçe Başkanı tarafından kaymakamdan şikayetçi olunmuştur.74 Sadece Üsküdar’da değil, İzmir’de de Lozan Günü kutlamalarına izin verilmemiş, hoparlör kullanımına ve siyasi konulara yasak getirilmiştir.75 İhsan Ada tarafından o günlerde yazılan bir köşe yazısında yapılan tespit ve vurgular oldukça berrak ve açıklayıcıdır:76
“’Millî mücadeleyi partiler mi yaptı? Lozan’ı particiler mi imzaladı? Lozan’ın partilisi olmaz. Buyurunuz, şehrin en büyük salonunda veya alanında yapılmakta olan resmî kutlama törenine.’ Ama ortada böyle bir toplantı yok ki… Mermer direklerle çevrili serin holünde Lozan’ı eskiden kutlayan İstanbul Üniversitesi de artık bu töreni unuttu. Zuhuri tarihinde İnönü savaşları yazılmaz, Hâmi tarihinde de Mustafa Kemal’den bahsedilmez. Lozan’ı ise küçümsemeye imkân var mı? Tarih mevsime göre değişmez. Tarih tarihtir.”
1956 yılına gelindiğinde Türkiye’nin 1954’ten beri gündeminde olan Kıbrıs meselesi nedeniyle Yunanistan ile gerilen ilişkilerin de etkisiyle iktidara yakın olanlar da dahil olmak üzere basının 24 Temmuz’a olan ilgisi geçmiş yıllara kıyasla artmıştır.77 Herhangi bir resmî törenin yapılmadığı bu yıl da İnönü’yü evinde bir grup genç ziyaret etmiş; İnönü, Lozan Barış Antlaşması üzerinden Kıbrıs meselesine de temas ettiği bir konuşma yapmıştır.78 1957’ye gelindiğinde bu yıl da Lozan’a özgülenmiş herhangi bir kutlama yapılmamıştır. İnönü’ye “Lozan muahedesinin resmi şekilde kutlanmayışı için ne dersiniz?” biçiminde soru sorulduğunda İnönü yalnızca örtülü bir kırgınlık içeren “Bir şey demem.” ifadesiyle yanıt vermiştir.79
Bir sene önceki genel seçimi oy kaybı yaşayarak da olsa kazanan DP iktidarı ile muhalefet arasındaki ilişkiler iyiden iyiye gerilmiş biçimde 24 Temmuz 1958’e gelinmiş, CHP Beşiktaş ilçe teşkilatına bağlı Lozan Ocağı İdare Heyeti tarafından Lozan Günü için bir toplantı düzenlemek üzere valilikten istenen izin reddedilmiştir. CHP Beyoğlu İlçesi Gençlik Kolu, İstanbul Radyosuna 24 Temmuz’da Lozan için herhangi bir program hazırlanıp hazırlanmadığını sormuş, hazırlandıysa kendilerine de yer verilmesini talep etmiş ise de İstanbul Radyosu Müdürlüğü yanıtında böyle bir program hazırlığı olmadığını bildirmiştir. Valiliğin ret kararı sonrası CHP İstanbul İl Sekreter Üyesi Av. Ekrem Özden açıklama yaparak tepki göstermiş, ayrıca CHP İstanbul İl Başkanı Şemseddin Günaltay, İsmet İnönü’ye çektiği tebrik telgrafında “Yıl dönümünün kutlanmasına izin verilmemek suretile gölgelenmek istenilen Lozan Zaferi, milli hayatımızın en şaşaalı zaferlerinden biri olarak tarihimizde ebediyen yaşayacaktır.” demiştir.80
24 Temmuz 1959, Demokrat Parti iktidarında geçen son Lozan Günü’dür. Bu yıl içinde İnönü’ye başta Uşak ve Topkapı başta olmak üzere birkaç defa saldırıda bulunulması de-İnönüizasyonun Lozan Günü yönünden son sürat devam etmesine neden olmuş, bu yıl da Lozan Günü için herhangi bir resmî tören yapılmadığı gibi yine etkinlikleri yasaklama yoluna gidilmiştir. Ancak, aynı gün için başka bir şehirde yasaklama yoluna da başvurulmuştur: CHP İzmir Eşrefpaşa İlçe Teşkilatı’nın Lozan Günü’nü kutlama isteği İzmir Valiliğince herhangi bir neden gösterilmeksizin reddedilmiş, bunun üzerine CHP Genel Başkanı İnönü “Yani İzmir Valisi, Lozan gibi bir tarihi hadiseden bahsedilmesini kabul etmiyor! Ne anlayıştır bu! Ne haktır?” diyerek tepki göstermiştir.81 O tarihte yasaklara karşın istisna olarak Lozan Kulübü Kadıköy’de bir tören düzenlemiş, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’in de katılımıyla bir törenle kutlama yapılmıştır.82 Nihayetinde, 24 Temmuz 1955’te ilk uygulaması görülen fiili yasaklamaların ve baskıların ardından Demokrat Parti iktidarının sonuna dek bir daha Lozan Günü kutlamalarının yapılması -1959’da Kadıköy’de yapılabilen istisna kutlama dışında- mümkün olmamıştır.
İktidara yakın basının bu on yıllık devirde Lozan Günü konusunda çoğunlukla ilgisiz kaldığı, Lozan’a ilişkin haber yapılırken de Lozan Barış Antlaşması’nın milli bir başarı olduğu, herhangi bir şahsa mal edilmemesi gerektiği, hatta kimi yazılarda Lozan’da Atatürk’ün asıl başarı sahibi kişi olduğu vurguları göze çarpmaktadır.83 Yasaklama politikasının başladığı 1955 itibarıyla basının 24 Temmuz’a ilgisi dış politikada yaşanan gelişmelerle koşut olarak bir defalık artmış, iç politikada iktidarın despotlaşması ile beraber Lozan Günü de basının gündeminden uzaklaşmıştır. İktidarın tüm mekanizmasıyla beraber muhalefet ve İnönü üzerindeki baskıyı arttırmasına mukabil İnönü de söylemlerini sertleştirmiştir.84 Yine de iktidarın her türlü baskısına karşın İnönü’nün Lozan Günü’ne ilişkin kısıtlamalara dair ölçüsüz, ağır bir söyleminin olduğu da söylenemeyecektir.
Demokrat Parti hükümetlerinin bu husustaki on yıllık karnesi dikkate alındığında “unutulan” değil,85 iktidar eliyle etkin biçimde “unutturulan” bir Lozan Günü’nden söz edilmelidir. 1950’ye değin aktif biçimde kutlanılan Lozan Günü’nün iktidar değişikliğinin ardından alternatif bayramlarla silikleştirilmesi, anılmaması, kutlanmaması, kutlanmasının yasaklanması gibi uygulamalar bilinçli bir şekilde yapılmıştır, nitekim de-İnönüizasyon bu bilinçli unutturuşun ve başkaca uygulamaların adı konulmamış bütünüdür.
Demokrat Parti hükümetlerinin de-İnönüizasyon politikası uğruna Lozan Günü kutlamalarının sönükleştirmesinde ve yasaklanmasında özellikle Celal Bayar’a dikkat çekmek gerekir. Lozan Konferansı’na gönderilen ilk heyette iktisat müşaviri olarak yer alan, Osmanlı’dan kalan borçlarda Müttefik Devletlerin isteğine karşın Türkiye’nin altınla veya sterlinle ödeme yapmasının önlenmesine86 katkı sunan dolayısıyla bilfiil Lozan Barış Antlaşması’nda katkısı bulunan Celal Bayar’ın87 cumhurbaşkanlığı yaptığı bir dönemde Cumhuriyet’in tapu senedi Lozan Barış Antlaşması’nın akdedildiği günün kutlamalarından devletin tümüyle çekilmesi ve Bayar’ın bu süreçte herhangi bir inisiyatif almaması ilginçtir. Lozan Barış Antlaşması’nın akdedilmesinde su götürmez biçimde aslan payı sahibi İsmet İnönü’nün artık ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı olarak DP’nin en büyük rakibi olması, aralarında Bayar’ın da olduğu DP elitlerini -bizzat Bayar’ın Lozan’daki payının hatırlanmaması pahasına- Lozan Günü’nün de-İnünüizasyon politikası doğrultusunda önemsizleştirilmesine itmiştir.
Lozan Barış Antlaşması’nın Lozan Günü ile her sene 24 Temmuz’da hatırlanmasının tarihsel anlamının yanında siyasal bir anlamının da olduğu kuşkusuzdur. CHP iktidarında önce Atatürk döneminde yeni devletin tarih anlatısının yerleştirilmesi, İnönü döneminde İnönü’nün meşruiyetinin ve karizmasının inşası ve tahkim edilmesi için Lozan Günü bir vasıta olmuştur. Nitekim İsmet İnönü döneminde İnönü ile bütünleşmiş ve hatta “yekvücut” halini almış Lozan anmaları yapıldığı söylenebilir.88 Öte yandan, Lozan Günü’nün hatırlanması kadar unutturulmasının da hem tarihsel hem de siyasal anlamı vardır. DP’lilerin 1950-1960 arasında esas çekincesi eski cumhurbaşkanı İnönü’ye Lozan anmaları üzerinden bir prestijli konumun sağlanarak İnönü’ye teveccühün artması ise de bu gündelik siyasal çekincenin karşılığı tarihsel olanı, Lozan Günü’nü feda etmek olmayabilirdi ve Lozan Barış Antlaşması’nı kamusal yaşam ve hafızadan uzaklaştırmayacak biçimde farklı bir formül bulunabilirdi. Zira Lozan Günü, de-İnönüizasyon uğruna Cumhuriyet tarihinden tümüyle silinmek istenmiştir; Lozan Barış Antlaşması’nın Türkiye için ne kadar mühim olduğu düşünüldüğünde, bu büyük bir bedeldir. Pek tabii, İnönü ile bütünleşen ve iktidarda rahatsızlık yaratan Lozan anlatısının tek çözümü Lozan Günü kutlamalarını alternatifleriyle doldurmak, önemsizleştirmek ya da yasaklamak değildi. Nihayetinde gündelik siyasal kaygılar tarihsel mirasa üstün gelmiş ve de-İnönüizasyon politikası ile Lozan Günü kamuoyuna unutturulmuştur.
3. Demokrat Parti İktidarı Sonrasında Lozan Günü
1950 baharındaki seçim mağlubiyetiyle CHP ve İnönü’nün iktidardan muhalefete geçişinin üzerinden geçen on seneden sonra, 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinden sonrasında kendisini Milli Birlik Komitesi olarak isimlendirecek olan cunta tarafından darbeyle yönetime el konulmuş, Demokrat Parti iktidarına son verilmiştir. Darbenin ardından dönemin Devlet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel’in 24 Temmuz 1960’ta İsmet İnönü’ye gönderdiği telgrafta “Sayın İnönü, Lozan günü münasebetiyle zat-ı devletlerini hürmetle ve hayranlıkla hatırlamak benim için zevkli bir vazifedir.” ifadeleriyle İnönü’yü kutlayacak, İnönü de telgrafla “Lozan günü münasebetiyle bildirmek lütfunda bulunduğunuz alicenap iltifatlarınıza şükranlarımı arz ederim.” diyerek teşekkür edecekti.89 Devlet başkanından başlayarak bütün devlet mekanizmasının suskun kaldığı ve hatta kutlanılmasının önüne geçtiği Lozan Günü’nün Demokrat Parti iktidarının sona erdiği ilk 24 Temmuz’da yeni devlet başkanı tarafından bilfiil İnönü’ye gönderilen bir telgrafla kutlanması anlamlıdır.
27 Mayıs’ta başlayan yeni dönemde Lozan Günü kutlamaları bir daha iktidar eliyle yasaklanmamış ve hatta çeşitli kurum ve kuruluşlar eliyle hatırlanıp kutlanmıştır. Örneğin 1961’deki Lozan Günü için Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü’nde ve Mustafa Kemal Derneği’nde törenler düzenlenmiştir.90 24 Temmuz 1963’te Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından 24 Temmuz hem İşçi Bayramı hem de Basın Bayramı olarak da anılmaya ve kutlanmaya başlamıştır.91
İsmet İnönü, vefatına dek çeşitli vesilelerle Lozan Barış Antlaşması’nın önemini anlatmayı sürdürmüştür. İnönü’nün vefatından on sene sonra kurulan İnönü Vakfı günümüzde de Lozan Günü’nü çeşitli etkinliklerle kutlamayı sürdürmektedir. Ancak Lozan Günü kutlamaları, bir daha 1950’ler öncesindeki coşkusunu yakalayamayacaktır.92
Hiçbir zaman Lozan bakımından resmi bir bayram hüviyeti elde edemeyen 24 Temmuz tarihi için, yakın tarihte TBMM’de bazı girişimlerde bulunulmuşsa da sonuç alınamamıştır.93 2022’de, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanışının 99. yıl dönümünde katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada TBMM’nin yeni yasama yılının başlamasının ardından 24 Temmuz’un bayram olarak kutlanması için kanun teklifi vereceklerini söylemiş,94 bu açıklamayı takiben 18/10/2022 tarihli dilekçeyle CHP’li 10 milletvekili tarafından Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi verilmiş ise de, kanun teklifi halen komisyonda görünmektedir.95 Lozan Barış Antlaşması’na yönelik DP dönemindeki politika ile şimdiki politikanın benzerliği gözetildiğinde, kabul edilmesi de pek olası görülmemektedir.
Sonuç
Erken Cumhuriyet Dönemi’nde kurucu iradenin ve kamuoyunun üzerinde titizlikle durduğu, resmi bir bayram ilan edilmese dahi Halkevleri ve İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere tüm yurtta coşkuyla anılan Lozan Günü’nün, Demokrat Parti iktidarının İsmet İnönü’ye bakış açısı nedeniyle uğradığı dönüşüm ele alınmıştır. 1923-1950 yılları arasında her 24 Temmuz, Türkiye’nin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması’nın hatırlanıp kutlamaların yapıldığı böylelikle de Kemalist rejim ile halkın kaynaşmasını sağlamıştır. Nitekim her ne kadar resmi olarak bayram ilan edilmemiş olsa da Atatürk’ün Lozan’ın imzalandığı günün bayram olarak kutlanmasına ilişkin yaklaşımı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu günün taşıdığı sembolik değerin en açık göstergelerinden birisidir.
14 Mayıs 1950 Genel Seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti, söylemde “devr-i sabık yaratan bir anlayış gütmeyeceğini” belirtmesine karşın, uygulamada CHP’nin ve özellikle İsmet İnönü’nün tarihsel ile siyasal karizmasına ket vurup kamusal yaşam ve hafızadan silinmesine yönelik sistematik adımlar atmıştır. Zira, bizzat DP’liler tarafından çeşitli vesilelerle ikrar edildiği gibi, DP’lilerin telakkisinde İnönü “huzuru bozan” kişidir.96 Tanel Demirel’in terminolojisiyle “İnönü fobisi ve kompleksinin” DP’lilerde oldukça yoğun biçimde mevcut olduğu gözlenmektedir.97 Bu çalışmada literatürde ilk kez de-İnönüizasyon olarak kavramsallaştırılan bu süreç; İnönü’nün adını taşıyan park, stadyum, cadde ve okul isimlerinin değiştirilmesinden resimlerinin ve heykellerinin kaldırılmasına ve hatta yıkılmasına kadar geniş bir yelpazede tezahür etmiş ve İnönü’nün tarihe mal olmuş başarıları da Demokrat Partililerin hedefi olmuştur.98 De-İnönüizasyonun en yoğun uygulandığı ve en uzun erimli olduğu saha, Lozan Günü kapsamında olmuştur.
İsmet İnönü genel başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Lozan Barış Antlaşması başta olmak üzere türlü kazanımlarla tarihsel meşruiyete sürekli olarak atıfta bulunması, bu atıflarda da İnönü’nün payının sıkça vurgulanması nedeniyle Demokrat Partililerin siyasal nedenlerle tedirginlik duyması olağandır. Fakat DP’nin gündelik siyasal kaygıları uğruna tarihsel olanı, Lozan Barış Antlaşması’nı de-İnönüizasyon politikasına kurban etmesi olağan değildir. DP iktidarında İnönü’nün mevcut siyasal varlığı ile rekabet edilmesi yerine İnönü’nün adının verildiği yerlerin adının değiştirilmesi, dikilen heykellerin kaldırılması ve hatta yıkılması, İnönü’nün mühim bir aktörü olduğu Erken Cumhuriyet Dönemi başarılarının İnönüsüz anılması gibi adımlar bir arada düşünüldüğünde -hiçbir zaman uygulayıcıları tarafından adı konulmamış olsa bile- bu yazıda de-İnönüizasyon şeklinde kavramsallaştırılan oldukça saldırgan bir politika açık ve net biçimde takip edilmiştir. Bu politikanın nihai noktası, İnönü’nün ve İnönü imgesinin kamusal yaşam ve hafızadan büsbütün silinmesidir.
On yıllık Demokrat Parti iktidarında başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere protokolden hiçbir isim Lozan Günü’nü kutlamamış ya da Lozan Barış Antlaşması’nın akdedilişinin yıl dönümüne ilişkin bir mesaj dahi yayınlamamış, devlet aygıtı 24 Temmuzların hiçbirinde Lozan Günü kutlamalarına katılmamıştır. İktidar tarafından Lozan Barış Antlaşması yerine alternatif olarak Hürriyet Bayramı, Gazeteciler Bayramı ve Hatay’ın ana vatana katılışı hem yazılı ve sözlü olarak kutlanmış hem de kimi törenlere bilfiil katılınmış iken, Lozan Barış Antlaşması için suskun kalınmıştır. DP’lilerin Lozan Barış Antlaşması’nı İnönü ile bütünleşik görüp Lozan Günü aracılığıyla İnönü’nün prestijinin artmasını istememeleri nedeniyle suskun kaldıkları ve alternatifleri aradıkları Lozan Günü, 1955 yılı itibarıyla yasaklamalara konu edilmiştir.99 DP iktidarı böylelikle gündelik siyasal ajandası uğruna tarihsel olanı, Lozan Barış Antlaşması’nı ve Antlaşma’da en büyük pay sahibi olan İnönü’yü feda etmeyi tercih etmiştir. Bu gelişmelerle koşut olarak iktidardaki İnönü karşıtlığının ve otoriterleşmenin tehlikeli sonuçları Uşak’ta ve Topkapı’da başta olmak üzere birkaç kez İnönü’nün canına kast edilmesi ile görülmüştür.
Demokrat Parti iktidarı sonrasında çeşitli çabalara rağmen Lozan Günü kutlamaları bir daha eski yıl dönümlerinde olduğu gibi kapsamlı ve coşkulu geçememiş, Adnan Menderes başbakanlığındaki DP hükümetlerinin de-İnönüizasyon politikasının en önemli ayaklarından birisi olarak Lozan Günü’nün sönükleştirilmesi politikası başarılı olmuş, Lozan Günü toplumun büyük çoğunluğuna unutturulmuştur. Bu nedenle makalenin başlığındaki “Unutturulan Lozan Günü” nitelemesi, tarihsel bulgularla uyumlu görünmektedir. Zira Lozan Barış Antlaşması her yıl 24 Temmuz’da olumlu veya olumsuz ifadelerle hatırlansa da, 24 Temmuz’un “Lozan Günü” niteliğini hatırlayan kişi sayısı oldukça azdır.
Demokrat Parti iktidarının de-İnönüizasyon politikası uğruna feda edip önce içini boşalttığı, ardından yasakladığı Lozan Günü kutlamalarının bir yansıması da İsmet İnönü ve Lozan Barış Antlaşması karşıtlığını beslemesi olmuştur. Lozan Günü’nün unutturulması kadar Lozan Barış Antlaşması üzerinden tevatürler uydurulup (100 yıl süreli olduğu ve gizli hükümleri haiz olduğu gibi) kof bir İnönü karşıtlığının özellikle de günümüz siyasetinde körüklenmesi de dikkate alınması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.
Sonuç olarak, kurumsal ve kitlesel düzeyde yürütülen İsmet İnönü karşıtlığı salt İnönü’nün kamusal görünürlüğünü değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu metnine dair kolektif hafızayı da tahrip etmiştir. Sırf İnönü’nün karizmasını zedelemek ve ona siyasi manevra imkânı tanımamak için tarihe ve daha önemlisi topluma büyük bir bedel ödettirilmiştir. Ulusal bayramların araçsallaştırılması veya içinin gündelik siyasetin ihtiyaçlarına göre boşaltılması gibi güncelliği de olan bir anlayışa karşı yurttaşların ulusal günleri hakkıyla hatırlayıp kutlamaları için yeterli bilinçte olmalarının taşıdığı önem kuşkusuz çok büyüktür. Nitekim bu bilinç, Lozan Barış Antlaşması’nın bağlamından ve gerçeklerden kopartılarak sulandırılmış bir tarih anlatısına kurban edilmesine karşı suskun kalmamak için de gerekli ve hayatidir.
Dipnotlar
- TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Cilt 1, Dokuzuncu İçtima, 23 Ağustos 1339, s. 282-284. ↩︎
- Uzman Cemal Avcı, “İsmet İnönü’nün Lozan Dönüşü ve Demeçleri (10 Ağustos 1923-23 Ağustos 1923)”, Atatürk Yolu Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 12, 1993, ss. 341-354, s. 342-346; İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1987, s. 151. ↩︎
- Atatürk’ün Bütün Eserleri (1925-1927), Cilt: 18, Ankara: Kaynak Yayınları, 2006, s. 359. ↩︎
- Sefa Şimşek, Bir Psikolojik Seferberlik Deneyimi Halkevleri (1932-1951), İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2002, s. 135. ↩︎
- Gurbet Gökgöz, “Belleklerden Silinmeye Yüz Tutan Bir Gün: Lozan Sulh Bayramı”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 221, 2011, ss. 95-114, s. 102. ↩︎
- Mehmet Korkud Aydın, “Milli Gün Kutlamalarına Bir Örnek Olarak Lozan Günü Kutlamaları (24 Temmuz 1939)”, Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 49, 2020, ss. 54-75, s. 61-62. ↩︎
- Aydın, “Milli Gün Kutlamalarına Bir Örnek Olarak Lozan Günü Kutlamaları (24 Temmuz 1939)”, s. 62. ↩︎
- “Lozan Günü Parlak Bir Surette Kutlanılacak”, Anadolu, 24/07/1935, s. 2; “Dün Ankara Halkevinde Lozan İçin Güzel Bir Tören Yapıldı”, Ulus, 25/07/1940, s. 1; “Lozan Günü Üniversitede Parlak Merasimle Tes’id Olundu”, Cumhuriyet, 25/07/1941, s. 3. ↩︎
- “Lozan Zaferinin Yıldönümünü Kutladık”, Kurun, 25/07/1935, s. 1; “Lozan Günü Üniversitede Parlak Merasimle Tes’id Olundu”, Cumhuriyet, 25/07/1941, s. 3. ↩︎
- “Dün Darülfünun Konferans Salonunda Lozan Günü Tes’id Edildi”, İkdam, 25/07/1928, s. 1; “Darülfünunda Heyecanlı Bir İçtima Yapıldı”, Cumhuriyet, 25/07/1933, s. 1.
Dolayısıyla, Lozan Günü kutlamalarına “devletin üst kademelerinden” katılımın 1939 sonrasında başladığı görüşüne katılmamaktayım. Bkz. Kaan Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024, s. 133. ↩︎ - “Dün Darülfünun Konferans Salonunda Lozan Günü Tes’id Edildi”, İkdam, 25/07/1928, s. 1. ↩︎
- “ Le Glorieux Anniversaire du Traité de Lausanne”, Les Annales de Turquie, Temmuz 1934, Sayı: 7, s. 5. ↩︎
- “İsmet Pş. Hz.nin Teşekkürleri”, Cumhuriyet, 25/07/1930, s. 2. ↩︎
- “Lozan Günü Münasebetile Reisicumhur Hz.le İsmet Pş. Arasında Teati Olunan Telgraflar”, Cumhuriyet, 25/07/1933, s. 6. ↩︎
- Aydın, “Milli Gün Kutlamalarına Bir Örnek Olarak Lozan Günü Kutlamaları (24 Temmuz 1939)”, s. 63. ↩︎
- İsmet İnönü, o günü hatıralarında şöyle anlatır: “Lozan günü geldi. O yıl gazeteler bir şey yazmadılar. Fakat Atatürk beni İstanbul’dan telefonla arattı. Çok muhabbetli şeyler söyletti.” Bkz. İnönü, Hatıralar, s. 300. ↩︎
- “Lozan günü idi; kendisini büyük takdirle, muhabbetle düşünüyorum. Tebrik ederim. O da ben de rahatsız, fena günler geçiriyoruz. O günü hatırlıyorum. Mukabeleye (Karşılık vermeye) kalkışmasın, yorulmasın. Vedit arzetsin.” Bkz. https://www.milliyet.com.tr/siyaset/yillar-sonra-ortaya-cikan-mektup-1471750 (Erişim Tarihi: 16/07/2026) ↩︎
- “Lozan muahedesinin yıldönümü nedeniyle üniversite salonunda merasim düzenlendi. Lozan muahedesinin önemi vurgulandı.” Bkz. “Lozan Günü Münasebetiyle Üniversite Salonunda Merasim Yapıldı”, Son Posta, 26/07/1938, s. 4.
Dolayısıyla, İnönü’nün hatıralarında o yıl Lozan Günü hakkında basın tarafından herhangi bir şey yazılmadığına ilişkin anlatısı isabetli değildir. Bkz. İnönü, Hatıralar, s. 300. ↩︎ - Ahmet Gülen, “Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan Algısı”, Atatürk Yolu Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 53, 2013, ss.: 77-100, s. 79. ↩︎
- “Bütün Yurd Lozan Bayramını Yaşadı”, Cumhuriyet, 25/07/1943, s. 2. ↩︎
- Örneğin 1946’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tarafından düzenlenen kutlamalara Başbakan Şükrü Saracoğlu da katılmıştır. Bkz. “Lozan Günü Dolayısiyle D.T.C.Fakültesinde, Halkevinde Heyecanlı Bir Tören Yapıldı”, Ulus, 25/07/1946, s. 1. ↩︎
- Özlem Yıldırım Kırış, “İsmet İnönü Dönemi Lozan Günü Kutlamaları ve Lozan’a Yeniden Bakış (1939-1945)”, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı: 71, 2022, ss. 374-395, s. 393; Hilal İşçi Yiğit, İnönü Döneminde Atatürk İmajı, İstanbul: Yeditepe Yayınları, 2015, s. 215-216. ↩︎
- Umut Anıl, Milli Şef Dönemi Basınında Lozan Kutlamaları ile Arşiv Belgelerine Yansıması, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2025, s. 60. ↩︎
- Seçkin Çelik, İnönü Döneminde Kemalizm, İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2021, s. 104. ↩︎
- Aydın, “Milli Gün Kutlamalarına Bir Örnek Olarak Lozan Günü Kutlamaları (24 Temmuz 1939)”, s. 65. ↩︎
- “Lozan Günü Bursa’da Coşkun Tezahüratla Kutlandı”, Son Posta, 27/07/1940, s. 6; “Urla’da Lozan Günü”, Yeni Asır, 26/07/1941, s. 2; Lozan Günü Bütün Yurtta Kutlandı, Ulus, 25/07/1946, s. 4; “Lozan Günü Yurdun Her Tarafında Kutlandı”, Anadolu, 25/07/1949, s. 4. ↩︎
- Aydın, “Milli Gün Kutlamalarına Bir Örnek Olarak Lozan Günü Kutlamaları (24 Temmuz 1939)”, s. 71. ↩︎
- https://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/de-stalinisation (E.T.: 21/07/2026) ↩︎
- Arif Akbaş, “Sovyet Dönemi Heykel Sanatı: Sosyoloji Bağlamında Bir Araştırma”, Konya Sanat Dergisi, Sayı: 8, 2025, ss. 39-63, s. 57. ↩︎
- Burak Gümüş, “De-Kemalisation from Above in ‘New Turkey’”, Kemalism as a Fixed Variable in the Republic of Turkey, Ed.: Lutz Berger ve Tamer Düzyol, Baden: Ergon, 2020, ss. 143-173.; https://ankaenstitusu.com/de-kemalizasyon/ (E.T. 21/07/2026) ↩︎
- Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde mutat uygulama devlet dairelerinde Atatürk’ün fotoğrafının kullanılması olup, Atatürk’le birlikte Başbakan İnönü’nün fotoğrafının da kimi CHP teşkilatlarında ve Halkevlerinde duvarlara asıldığı bilinmektedir. İnönü’nün başbakanlıktan istifasını takiben dönemin Başbakanı ve aynı zamanda CHP Genel Sekreteri Celal Bayar tarafından CHP Başkanlığına, Halkevlerine ve Umumi Müfettişliklere gönderilen genelgede İnönü’nün resmine gösterilen saygının sürdürülmesinin doğal olduğu belirtilmiş, indirilmiş olanlar var ise tekrar asılmalarının gerektiği bildirilmiştir. Buna karşın, İnönü’nün cumhurbaşkanlığının henüz ilk ayı yeni dolmuşken CHP Genel Sekreterliği tarafından 24 Aralık 1938 tarihinde Vekaletlere, CHP teşkilatına, Halkevlerine, Milli Banka ve Cemiyetlere gönderilen bir genelge ile bir ressama İsmet İnönü’nün resminin yaptırılacağı ve bütün devlet dairelerinde aynı resmin asılacağı bildirilmişti. Bkz. İşçi Yiğit, İnönü Döneminde Atatürk İmajı, s. 56-59; Hakkı Uyar, Tek Parti Dönemi ve Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul: Boyut Kitapları, 2011, 3. Basım, s. 327. ↩︎
- Mete K. Kaynar, “Nutuk’u Okumak” içinde, Resmi Tarih Tartışmaları 5, Ed.: Fikret Başkaya ve Mete K. Kaynar, Özgür Üniversite Kitaplığı, 2010, 2. Basım, ss. 35-103, s. 42. ↩︎
- Ü. Aylin Tekiner, Atatürk Heykelleri, İstanbul: İletişim Yayınları, 2010, s. 48. ↩︎
- Bahar İzmir, “Milli Şef’in Liderliğinde ‘Güçlü Ordu Güçlü Türkiye’: İsmet İnönü Dönemi’nde Zafer Bayramı Kutlamaları (1939-1945)”, Uluslararası Toplumsal Bilimler Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 3, 2022, ss. 105-134, s. 131. ↩︎
- Bayar’ın resimlerinin devlet dairelerine asılmamasının gerekçesi dikkat çekicidir: “Yeni cumhurbaşkanı resimlerinin Devlet dairelerine asılması meselesinin bütçeye munzam ve oldukça ehemmiyetli masraflar yükleyeceği sebebiyle bu teamüle devam edilmemesi…” Bkz. Bahattin Demirtaş, Türk Siyasi Hayatında Cumhurbaşkanı-Hükümet İlişkileri (1923-1960), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2011, s. 338; “Dairelerde, Para ve Pullarda Sade Atatürk Resmi Kalacak.”, Son Posta, 31/05/1950, s.1. ↩︎
- Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), Çev.: Ahmet Fethi, İstanbul: Hil Yayın, 1996, 2. Basım, s. 70. ↩︎
- “İnönü Olmazsa ‘C.H.P. ile halledemiyeceğimiz hiç bir şey yoktur’”, Akşam, 15/09/1952, s. 1. ↩︎
- Ünsal Yavuz, Demokrat Parti İktidarı Döneminde İstanbul’a İlişkin İmar Politikaları ve Faaliyetleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2008, s. 60. ↩︎
- Yavuz, Demokrat Parti İktidarı Döneminde İstanbul’a İlişkin İmar Politikaları ve Faaliyetleri, s. 60. ↩︎
- “Lozan Anlaşması’nın yıldönümünün kutlandığı gün, anlaşmanın ‘baş mimarı’ ve ‘imzacısı’ İsmet İnönü’nün yıllarca mahzende kalmış anıtı da törenle açıldı.” Bkz. “39 Yıl Bekleyen Heykel Lozan’ın Yıldönümünde Açıldı”, Milliyet, 25/07/1982, s. 1. ↩︎
- “İnönü Gezisinin İsmi Cumhuriyet Gezisi Oldu”, Son Posta, 10/03/1951, s. 2. ↩︎
- Yavuz, Demokrat Parti İktidarı Döneminde İstanbul’a İlişkin İmar Politikaları ve Faaliyetleri, s. 62. ↩︎
- Tanel Demirel, Türkiye’nin Uzun On Yılı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2021, 3. Basım, s. 161. ↩︎
- Dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar, yeni şehir stadı yapılmak üzere Dolmabahçe’de yapılan temel atma töreninde stadın adını açıklamıştı: “…Yeni yapılacak bu şehir stadına ‘İnönü Stadyomu’ ismi verilmesine müsaade edilmesini şehir namına Milli Şeften rica ettiklerini, Milli Şefimizin de bu ricayı kabul buyurmaları dolayısile stada ‘İnönü stadyomu’ adı verildiğini bildirmiştir.” Bkz. “Şehir Stadının Temeli Atıldı”, Akşam, 20/05/1940, s. 3. ↩︎
- Yavuz, Demokrat Parti İktidarı Döneminde İstanbul’a İlişkin İmar Politikaları ve Faaliyetleri, s. 62-63. ↩︎
- Günümüzde stat her ne kadar resmi olarak sponsor şirketlerin adıyla anılsa da, halk arasında stattan bahsedilirken halen yaygın olarak İnönü Stadyumu denilmektedir. Bkz. “Mithatpaşa Stadının İsmi ‘İnönü’ Olarak Değiştirildi”, Milliyet, 19/03/1974, s. 10. ↩︎
- Haldun Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), Cemil Koçak (Hzl.), İstanbul: Doğan Kitap, 2017, s. 328. ↩︎
- Ahmet Gülen, İnönü ve Demokratlar (1946-1960), İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 2023, s. 124-126. ↩︎
- Gülen, İnönü ve Demokratlar (1946-1960), s. 127. ↩︎
- Celal Metin, Türk Tarih Tezi ve Tarih Ders Kitaplarında Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1923-1960), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1998, s. 135. ↩︎
- Metin, Türk Tarih Tezi ve Tarih Ders Kitaplarında Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1923-1960), s. 134-135. ↩︎
- Gülen, İnönü ve Demokratlar (1946-1960), s. 232-233. ↩︎
- Demirel, Türkiye’nin Uzun On Yılı, s. 161; Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), s. 328. ↩︎
- Turgay Gülpınar, Şehitliğin İnşası ve İmhası: Turan Emeksiz Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012, s. 221. ↩︎
- Gökgöz, “Belleklerden Silinmeye Yüz Tutan Bir Gün: Lozan Sulh Bayramı”, s. 98; Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Geleneğin İcadından İdamına Lozan Sulh Bayramı”, Toplumsal Tarih, Temmuz 2019, ss. 60-66, s. 60-61. ↩︎
- “Cumhuriyet‘in kurucu kadrosu, 23 Temmuz günlerinde icra edilen resmi törenlere iştirak etmediği gibi, halka yönelik bayram tebrikleri de yayınlamamıştır.” Bkz. Demo Ahmet Aslan, Cumhuriyet’in Törensel Meşruiyeti: Ulus-Devlet İnşa Sürecinde Milli Bayramlar (1923-1938), Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2011, s. 49, 56. ↩︎
- Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), s. 39. ↩︎
- II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti öncülüğünde aynı zamanda sansürün kaldırıldığı gün olarak da kabul edilip 1948 itibarıyla kutlanmıştır. Bkz. “Gazeteciler Bayramı Dün Kutlandı”, Son Posta, 25/07/1948, s. 1. ↩︎
- “Hürriyet Şehitlerinin Hatıraları Taziz Edildi”, Hürriyet, 24/07/1950, s. 1. ↩︎
- “Gazeteciler Bayramı Dün Yıldız Parkındaki Malta Kasrında Kutlandı”, Hürriyet, 25/07/1950, s. 1. ↩︎
- Gülen, “Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan Algısı”, s. 98. ↩︎
- “Lozan’ın Yıldönümü Kutlaması”, Demokrat İzmir, 25/07/1950, s. 6.; “Lozan Gününün Yıldönümünde Bir Tören Yapıldı”, Hürriyet, 25/07/1950, s. 1, 4.; “Lozan Günü Dün Merasimle Bütün Yurtta Kutlandı”, Vatan, 25/07/1950, s. 1. ↩︎
- “Lozan Sulhünün Yıldönümü”, Milliyet, 26/07/1950, s. 1-5. ↩︎
- Ulus, 25/07/1951, s. 1-5. ↩︎
- Tülay Gencer, “Unutulan Bir Gün: Lozan Sulh Günü/Bayramı”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı: 106, Güz 2022, ss. 585-618, s. 608-609. ↩︎
- “Lozan Zaferi”, Hürriyet, 25/05/1951, s. 2. ↩︎
- https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/7882.pdf (E.T. 17/07/2026) ↩︎
- Firdes Temizgüney, “İki Darbe Arası Dönem Türk Siyasetinde Lozan Algısı (1960-1980)”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, Sayı: 46, 2024, ss. 279-312, s. 286. ↩︎
- “Lozan Bir Eşit Hakları Kurtarma Mücadelesidir”, Ulus, 25/07/1952, s. 1, 4. ↩︎
- Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), s. 123-126. ↩︎
- “İnönü Dün Gençlerle Görüştü”, Ant, 25/07/1952, s. 1. ↩︎
- Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), s. 127 ↩︎
- Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları DP Yokuş Aşağı 1954-1957, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1991, 2. Basım, s. 48-49. ↩︎
- “C.H.P.’nin İstanbulda İki Toplantısına İzin Verilmedi”, Cumhuriyet, 24/07/1955, s. 1; “Lozan Zaferinin Yıldönümü”, Akşam, 24/07/1955, s. 1; “Gazeteler Ne Diyor?”, Akşam, 25/07/1955, s. 2. ↩︎
- “Lozan Gününe İzmir’de de İzin Verilmedi”, Ulus, 24/07/1955, s. 1. ↩︎
- “Gazeteler Ne Diyor?”, Akşam, 25/07/1955, s. 2. ↩︎
- Gülen, “Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan Algısı”, s. 91. ↩︎
- “İnönü, Lozan ve Kıbrıs Mevzuunda Konuştu”, Milliyet, 25/07/1956, s. 1. ↩︎
- Tercüman, 25/07/1957, s. 1-5’ten akt. Gülen, “Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan Algısı”, s. 92. ↩︎
- “Lozan’ın 35 inci Yıldönümü”, Cumhuriyet, 24/07/1958, s. 3. ↩︎
- “İzmirde, Lozan Barışının Yıldönümü İçin Toplantı Akdine İzin Verilmedi”, Cumhuriyet, 24/07/1959, s. 1; Sabahat Erdemir, Muhalefet’te İsmet İnönü 1956-1959, Cilt: II, İstanbul: Ekicigil Matbaası, 1959, s. 399. ↩︎
- “Lozan Antlaşmasının Yıldönümü Kutlandı”, Milliyet, 25/07/1959, s. 5. ↩︎
- Gülen, “Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan Algısı”, s. 85-89. ↩︎
- Gülen, İnönü ve Demokratlar (1946-1960), s. 260. ↩︎
- Tülay Gencer, 2022 tarihli bir makalesinde Lozan Günü’nü “unutulan bir gün” olarak anmaktadır. Yazının bütününde savunduğum görüşle taban tabana zıt olan bu görüşe katılmıyorum. Bkz. Gencer, “Unutulan Bir Gün: Lozan Sulh Günü/Bayramı”, ss. 585-618. ↩︎
- Gizem Magemizoğlu, “Lozan Barış Konferansı’nda Osmanlı Borçları ve Devletlerin Egemen Eşitliği İlkesi”, Tezkire Dergisi, Ankara, 2023, sayı: 84-85, ss. 27-47, s. 44. ↩︎
- Milletim Bahtiyar Olsun, Hzl.: Emine Gürsoy Naskali, İstanbul: Vakıfbank Kültür Yayınları, 2026, s. 14. ↩︎
- Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), s. 133. ↩︎
- İsmet İnönü, Defterler 1919-1973, Hzl.: Ahmet Demirel, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2017, s. 573.
İnönü’nün Gürsel’in telgrafına yanıtı dönemin basınına yansımış, basın tarafından da Lozan Günü ifadesi kullanılmıştır. Bkz. “Gürsel’in Mesajına İnönü Cevap Verdi”, Milliyet 26/07/1960, s. 1. ↩︎ - “Lozan Günü Kutlandı”, Milliyet, 25/07/1961, s. 1. ↩︎
- “Gazeteciler Bayramı Dün Kutlandı”, “İşçi Bayramı Dün Bütün Yurtta Törenle Kutlandı”, Cumhuriyet, 25/07/1964, s. 1; “İşçi ve Basın Bayramları Kutlandı”, Milliyet, 25/07/1966, s. 1. ↩︎
- Temizgüney, “İki Darbe Arası Dönem Türk Siyasetinde Lozan Algısı (1960-1980)”, s. 291-292. ↩︎
- Farklı TBMM dönemlerinde bazı CHP milletvekilleri tarafından 24 Temmuz tarihinin veya 24 Temmuz haftasının bağımsızlık haftası-bağımsızlık bayramı, barış bayramı olarak kutlanmasına yönelik kanun teklifi verilmişse de sonuç alınamamıştır. https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Gecmis-Kanun-Teklifleri-Sonuc (E.T.: 05/04/2026) ↩︎
- https://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-lozanin-bayram-olmasi-icin-kanun-teklifi-verecegiz,SZKJ1jTTd0aL9U7Weg5RHw (E.T.: 05/04/2026) ↩︎
- https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/04efeaa3-b3fe-4bad-9a02-0189595e5da9 (E.T.: 22/07/2026) ↩︎
- “İnönü Olmazsa ‘C.H.P. ile halledemiyeceğimiz hiç bir şey yoktur’”, Akşam, 15/09/1952, s. 1. ↩︎
- Demirel, Türkiye’nin Uzun On Yılı, s. 160-161. ↩︎
- Gülen, İnönü ve Demokratlar (1946-1960), s. 259. ↩︎
- Korkmaz, 24 Temmuz Lozan Sulh Bayramı (1924-1955), s. 120. ↩︎



