Refik Saydam’ın Kaleminden: Türkiye Cumhuriyeti’nin Halk Sağlığı Politikası13 min read

Sunuş: Okumak üzere olduğunuz yazı, The Financial Times’ın 1 Şubat 1937’de Turkey Supplement adıyla yayımladığı özel sayıda dönemin Sıhhat ve İçtimai Muavenet (Sağlık ve Sosyal Yardım) Vekili Refik Saydam tarafından İngilizce olarak kaleme alınmış ve bugüne dek hiç Türkçesiyle yayınlanmamıştır. “Public Health Policy of the Turkish Republic” yani “Türkiye Cumhuriyeti’nin Halk Sağlığı Politikası” başlıklı bu önemli yazı, Mustafa Berk Turhan’ın akıcı çevirisiyle yayınlanıyor. Dipnotlarla zenginleştirdiğimiz ve yer yer de anlaşılırlığı artırmak adına parantez içi açıklamalarda bulunduğumuz bu çevirinin Cumhuriyet’in sağlık devrimi konusunda Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacağını umuyoruz. İyi okumalar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Halk Sağlığı Politikası
–Ekselansları Dr. Refik SAYDAM tarafından bilhassa katkıda bulunulmuştur.–
1920 yılında Büyük Millet Meclisi’nin teşekkülü sırasında, yurdun kamu sıhhati vaziyeti hiçbir surette tatmin edici değildi. Türk milletinin var olma mücadelesinden doğan milli hükûmet, kamu sıhhatinin muhafaza edilmesini ve kamusal refahı geliştirecek her türlü unsurun desteklenmesini en mühim vazifelerinden biri saymıştır. Bu maksatla müstakil bir Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti (Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaleti) ihdas edildi.1
Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti kurulduğu vakitlerde, Osmanlı Hükûmetinin eski Sıhhiye Müdüriyet-i Umumiyesinden, sıhhat meselelerine dair bir iki mevzuat haricinde hiçbir kanuni düzenleme devralmamıştır. Bu sebeple memleketin hıfzıssıhha siyasetinin hangi esaslar üzerine kurulacağını tayin etmek için kanunlar ve kararnameler tanzim etmek mecburiyetinde kalındı.
Bu kanunların gayeleri ile tatbik üslubu kısaca şöyledir:
1.Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
9 Mayıs 1930 tarihinde yürürlüğe giren2 bu kanun; devletin hıfzıssıhha alanındaki vazife ve mesuliyetlerini, merkezi idare ile belediyelere düşen görevleri ve çeşitli sıhhiye müesseselerinin teşkilat yapılanmasını tayin etmektedir. Ayrıca bulaşıcı ve içtimai (kamu sağlığını ilgilendiren ç.n.) hastalıklarla mücadeleye dair teknik ve idari esasları düzenlemekte; yurtdışından memlekete sirayet edebilecek salgın hastalıklara karşı alınacak korunma tedbirlerini de belirlemektedir.
Bu kanun uyarınca, Vekâlet’e teknik meselelerde müşavirlik vazifesini görmek üzere bir Yüksek Sıhhat Şurası teşkil edilmiştir.
2. Şehirlerde ve Köylerde Su Temini
Geçtiğimiz asırlarda hayır ve hasenat sahibi şahıslar tarafından temin edilen köy ve şehir su şebekeleri, zamanla gerekli sıhhi şartları karşılayamaz hale gelmişti. Bu sebeple 28 Nisan 1926 tarihli kanunla (831 sayılı Sular Hakkında Kanun ç.n.) belediye idareleri ve belediye teşkilatları olmayan yerlerde İhtiyar Heyetleri, şehirlerin ve köylerin su ihtiyacını sıhhi şartlar altında temin etmek maksadıyla suyun isalesi ve tedarikiyle vazifelendirilmiştir.
3. Uyuşturucu Maddelerin (İlaçların) Denetimi
15 Eylül 1928 tarihli kanun uyarınca3 afyon, morfin, kokain vb. uyuşturucu maddelerin4 ithali ile satışının teftişi Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin salahiyetine verilmiştir. Akabinde Türkiye Büyük Millet Meclisi 1912 tarihli Lahey Sözleşmesi5 ile 1925 ve 1931 tarihli Cenevre Sözleşmelerini6 onaylayarak bu milletlerarası sözleşmelerin hükümlerini kabul etmiş; bunun üzerine yukarıda anılan kanunun hükümleri, söz konusu sözleşmelerle uyumlu hale getirilecek şekilde tadil edilmiştir.
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti bugün, bu kanun sayesinde uyuşturucu maddelerin tamamı üzerinde denetim yetkisine sahiptir. Bu düzenleme, geçimini afyon ziraatinden sağlayan binlerce ailenin iktisadi durumu üzerinde oldukça külfetli sonuçlar doğurmuştur. Ancak Cumhuriyet Hükûmeti, insanlık yararına hizmet etmek ve uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı yürütülen milletlerarası mücadeleyi teşvik etmek amacıyla böylesine fedakarlıkları göze almaktan geri durmamıştır.
4. İlaçlar ve Kimyevi Maddelere İlişkin Kanunlar
Eczaneler, her ne kadar hususi teşebbüs olsalar da, kamu sıhhati bakımından büyük ehemmiyet taşımaktadırlar. 24 Aralık 1927 tarihli kanun; eczanelerin çalışma saatlerini ve işlevini, nüfusa oranla açılabilecek eczane sayısını ve bunların sıhhiye müfettişlerince yapılacak teftişlerinin usulünü tayin etmektedir.7 Bunun yanı sıra eczacılık müstahzarları ile ilaçların uyması gereken vasıflara dair kanunlar çıkarılmış; sanayide ve ziraatte kullanılan zehirli maddelerin satışını yapan müesseseler ile bu maddelerin satışını düzenleyen kararnameler ve talimatnameler yürürlüğe konulmuştur.
Türk Kodeksi ilaçların hazırlanış usullerini, sahip olmaları gereken vasıfları ve tabi tutulacakları muayene ve tahlil esaslarını belirlemektedir. Bu kodeks, ihtisas sahibi bir heyet tarafından tanzim edilmiş ve müstakil bir kanunla resmiyet kazanmıştır. İlk Türk Kodeksi 1930 yılında yayımlanmış, 1935 yılında ise tadil edilmeye başlanmıştır.
5. Tahlil Laboratuvarları
19 Mart 1927 tarihli kanun8 ile buna müstenit kararname, kimyevi ve biyolojik tahliller yapan laboratuvarların uymakla mükellef oldukları şartları belirlemiştir.
Röntgen, radyum ve elektrik tedavisi uygulayan müesseselerin teftişine dair kanun layihası, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmuştur.
6. Hastanelerin Teşkilat ve İdaresine Dair Mevzuat
“Hastane” tabiriyle, yatarak tedavi gören hastaların kabul ve tedavi edildiği müesseseler kastedilmektedir. Devlet hastaneleri; Sıhhiye Vekâletine veya vilayet ve belediye idarelerine bağlı hastanelerdir. Hususi hastaneler ise hekimler veya şahıslar tarafından tesis edilen hastanelerdir.
Devlet hastanelerinin iç idaresine dair usuller müstakil bir kararname ile düzenlenmiştir. 29 Mayıs 1923 tarihli kanun ile bu kanuna müstenit talimatnameler, hususi hastanelerin kuruluşunu, idaresini ve bunlara ilişkin diğer hususları düzenlemektedir.
7. Tabiplik ve Yardımcı Sağlık Meslekleri
11 Şubat 1928 tarihli kanun,9 tabiplik mesleğinin icrasına dair esasları ve hekimler, cerrahlar, diş hekimleri, hemşireler, sıhhiye müfettişleri ve diğer sıhhiye mensuplarının kanunen haiz olmaları gereken vasıfları belirlemektedir. Bu kanun uyarınca teşkil edilen Tabip Odaları, meslek dayanışmasının pekiştirilmesi ve çeşitli mesleki hususlar bakımından büyük hizmetlerde bulunmuştur.
Devlet Personeli
Yetiştirme Sistemi

1.Tabipler: Cumhuriyetin ilk yıllarında, devlet tarafından sıhhi hizmetlerde istihdam edilebilecek yeterli sayıda personel bulunmayışı açıkça hissediliyordu. Ardı ardına yaşanan savaşlar ve sonrasında yaşananlar, tabip ihtiyacını daha da artırmıştı. Yeni teşkil olan sıhhiye müesseseleri çok sayıda hekime ihtiyaç duyuyor; hastaneler ile diğer sıhhi müesseselerde çalışacak gerekli sayıda tabip temininde büyük güçlüklerle karşılaşılıyordu.
Bu ihtiyacı karşılamak maksadıyla 1923 yılından itibaren tıbbiyeden diploması olan her tabibe iki yıl süreyle kamu hizmetinde çalışma mecburiyeti getirildi. Ayrıca İstanbul’da tıbbiye talebeleri için bütün masrafları devlet tarafından karşılanan bir talebe yurdu kuruldu. Bu yurtta barınarak tahsil gören talebeler, tabip olduktan sonra devletin sağladığı bu imkanlardan faydalandıkları sürenin üçte ikisine tekabül eden bir müddet amme hizmetinde bulunmak mecburiyetindeydiler. Bu yurttan yetişen ilk tabiplerin mezun olmalarının ardından, tıbbiyelerde bilabedel tahsil gören talebeler için öngörülen mecburi hizmet kaldırılmıştır.
1936 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olup bu yurttan yetişen tabiplerin sayısı 93’tü. Hali hazırda yurtta 771 talebe bulunmaktadır. Bilabedel tahsil gören talebe sayısı her yıl artmakla birlikte, tek bir tıp fakültesi memleketin ihtiyacını karşılamaya kâfi gelmemektedir. Bu sebeple Ankara’da ikinci bir tıp fakültesinin kurulması zaruri görülmüştür.
2. Hemşireler: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önce hemşireler, İstanbul’daki hastanelerde yetiştirilmekteydi. Hilal-i Ahmer Cemiyeti 1925 yılında, İstanbul’da öğrenim müddeti üç yıl olan bir hemşire mektebi açmıştır. Buradan mezun olan hemşirelerin sayısı her yıl artmakta ise de, memleketin ihtiyacını karşılamaya henüz kafi değildir. Bu sebeple Ankara’da ikinci bir hemşire mektebi tesis edilmektedir.
1935 yılında İstanbul’da ziyaretçi hemşireler10 yetiştirmek üzere bir mektep açılmıştır. Benzer mahiyette bir mektep de diplomalı/tahsilli ebeler yetiştirmek için hali hazırda mevcuttur.11
3. Sıhhiye Müfettişleri: Sıhhiye müfettişleri aşılama, inokülasyon ve benzeri sıhhat hizmetlerini yürütmekle vazifelidir. Esas görev mahalleri köy ve kaza dispanserleridir. Tahsilleri ya İstanbul’daki gündüz mektebinde ya da Çorum’daki yatılı mektepte verilmektedir.
4. Hıfzıssıhha Mektebi: Sıhhiye Vekâleti, Avrupa’daki ve Amerika’daki bazı memleketlerdeki benzer müesseseleri örnek alarak, Ankara’da bir Hıfzıssıhha Mektebi kurmuştur. Sıhhi hizmetlerde görev yapan devlet memurlarının tekâmül kursları gördüğü bu mektep için hususi bir bina inşa edilmiştir. Bu yegâne mektep 2 Kasım 1936 tarihinde açılmıştır.

Hastane Teşkilatı
Tıbbi Hizmetler
Türkiye’de 1923 yılında, askeri müesseseler hariç olmak üzere, her neviden yalnızca 78 hastane mevcuttu. Bunların 56’sı hastane, 22’si ise yataklı dispanserlerden ibaret olup; toplam yatak sayısı 4.595’ti. Bu da bin insan başına 0,3 yatak düştüğü anlamına geliyordu. Hususi hastanelerde, ecnebi hastanelerinde ve benzeri müesseselerde bulunan 2.717 yatak da hesaba katıldığında toplam yatak sayısı ancak 7.312’ye ulaşıyordu. Şüphesiz bu miktar memleketin ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzaktı.
Cumhuriyet Hükûmeti derhal bu durumu ıslah etmek üzere harekete geçti. Çıkarılan hususi bir kanunla memleketin her vilayetinin kendi hastanesine sahip olması mecburi kılındı ve her vilayetin nüfus nispetine göre ihtiyacı olan asgari yatak sayısı belirlendi. Bunun gerçekleşmesinin bütçe mülahazaları sebebiyle zaman alacağı kesin olduğundan; Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti münasip bulduğu mahallerde numune hastaneleri, sinir hastalıkları hastaneleri, kreşler ve benzeri müesseseler tesis etmiştir.
Netice olarak 1936 yılına gelindiğinde, kamuya ait sıhhi müesseselerdeki yatak sayısı 10.300’e ulaşmış; böylece 13 yıl içerisinde %224 oranında bir artış sağlanmıştır. 13 yıl önce yalnızca 28 devlet hastanesi mevcutken, bugün bunların sayısı, 85’i yataksız dispanser olmak üzere 489’a yükselmiştir.
Bugün artık, zamanında bir hastane bulmasının neredeyse imkânsız olduğu hemen hemen her kaza merkezinde üç ila on yataklı bir dispanser ve içtimai muavenet (yardım) müessesesi bulunmaktadır. Bu müesseselerdeki verilen ilaçlar tamamen ücretsizdir. Yeterli mali imkanlara sahip bazı kazalarda ise köy sıhhat hizmetleri resmi olarak başlamış olup, bunlardan da bedelsiz olarak faydalanılmaktadır.
Hususi hastanelerin sayısı son yıllarda 45’ten 82’ye; yatak sayısı ise 2.717’den 3.319’a yükselmiştir.
Çok sayıda işçi ve personel istihdam eden büyük müesseseler (ticari teşebbüsler, sanayi işletmeleri, inşaat teşebbüsleri, amme hizmetleri vb.) kendi sıhhi hizmetlerini idare etmektedirler. Bunlar da Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâletinin teftişi altında faaliyet göstermektedir.
Analığın Korunması ve Çocuk Bakımı
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, analığın refahı ve çocuk bakımı hususunda birtakım temel hükümler ihtiva etmektedir. Bu hükümler uyarınca doğumla ilgili sıhhi hizmetler ücretsiz olarak yürütülmekte; yoksul kimseler için ise muayene, tedavi ve diğer bütün sıhhi hizmetlerin tamamı bilabedel sağlanmaktadır. Aynı kanun gereğince her belediye tarafından Doğum ve Çocuk Bakımevleri kurulmaktadır.12
Sıhhiye Vekâletine bağlı her numune hastanesinde kadın hastalıkları ve doğumservisi bulunmakta; lüzum görülen köylerde ise Vekâlet bütçesinden karşılanan ödeneklerle kreşler ihdas ve idare edilmektedir.
Memleket dahilindeki her belediye idaresi, en az bir diplomalı/tahsilli ebenin maaşını karşılayacak tahsisat ayırmakla mükelleftir. Kanun gereğince her köyün veya birkaç köyden oluşan ehemmiyetli yerleşim topluluklarının da en az bir diplomalı ebeye sahip olması mecbur kılınmıştır.
Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti teşekkülü sırasında, salgın hastalıklar ve bunlara sebebiyet veren illetler, öncelikle ele alınması gereken meselelerin başında geliyordu.
1.Sıtma: Sıtma ile mücadeleye ilk defa 1925 yılında Ankara şehri ve çevresinde başlanmıştır. Daha sonrasında bu mücadele Ankara vilayetinden sonra Aydın, Adana, İzmir ve Muğla vilayetlerinde de ele alınmıştır. Mücadele sahası tedricen genişletilmiş ve bugün 70 kasaba ile 3.588 köy, bataklık hummasıyla mücadele eden 11 muhtelif mıntıkaya ayrılmış bulunmaktadır.13
2. Trahom:14 Türkiye’nin güney ve doğu bölgelerinde uzun yıllar boyunca halkın büyük bir kısmı trahomdan mustarip olmuştur. Yaklaşık on yıldan beri bu illetle resmi surette mücadele edilmektedir. Halihazırda mücadele faaliyetleri 426 köyde ve 12 kasabada devam etmektedir.
3. Verem: Türkiye’de veremle mücadele henüz başlangıç safhasında bulunmakla beraber, büyük bir azim ve gayretle yürütülmektedir. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti, veremle mücadelede en yeni tesisleri ve teçhizatları haiz sanatoryumlar, hastaneler ve dispanserlerin kurulması için gerekli tahsisatı temin etmiştir.
Cumhuriyet Hükûmetinin kamu sıhhatinin geliştirilmesi maksadıyla kurduğu müesseseler arasında en mühimi Ankara’daki Merkez Hıfzıssıhha Müessesesidir. Hususi bir kanunla kurulan bu müessesenin vazifesi, umumi hıfzıssıhha alanındaki en son ilmi gelişmeleri tatbik etmek ve uygulamaya yönelik tetkikat yapmaktır. Müessese ayrıca memleketin ihtiyacını karşılayacak miktarda serum, aşı ve benzeri maddeleri imal eden bir şubeye de sahiptir.
Çeviren: Mustafa Berk Turhan
Editör: Doğukan Temizel, Kerem Ali Vahap
Kısaltmalar: Ç.N. = Çevirmen notu | E.T. = Erişim tarihi
Dipnotlar:
- Günümüzde Sağlık Bakanlığı olarak anılan bakanlığın 1920’ler başındaki ismi Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti iken Vekaletin ismi TBMM tarafından 1928’de Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti şeklinde değiştirilmiştir. Yazının yazıldığı tarihte de bu isim kullanılmaktadır. ↩︎
- 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 24 Nisan 1930’da TBMM’de kabul edilmiş, 6 Mayıs 1930’da Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Kanun’un son maddesi gereği Kanun 6 Kasım 1930’da yürürlüğe girmiştir:
“Madde 308 — Bu Kanun neşri tarihinden itibaren altı ay sonra mer’idir.” ↩︎ - Söz konusu tarihte meclis tatilde olup, bahsedilen kanun muhtemelen 14.05.1928 tarihinde kabul edilen ve 26.05.1928 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan İspençiyari Ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’dur. ↩︎
- Tıbbi amaçlarla kullanılan ilaçlar kastedilmektedir. ↩︎
- I. Uluslararası Afyon Sözleşmesi, 1912 Afyon Sözleşmesi veya Lahey Afyon Sözleşmesi olarak da anılır. ↩︎
- 1925 tarihli olan II. Uluslararası Afyon Sözleşmesi, 1925 Afyon Sözleşmesi veya Cenevre Afyon Sözleşmesi olarak; 1931 tarihli olan Uyuşturucu Maddelerin Üretimini Sınırlama ve Dağıtımını Düzenleme Sözleşmesi olarak da anılır. ↩︎
- Aşağıda bağlantıları yer alan iki adet kanuna atıf yapılmakta olup ikisinin de kabul ve yayımlanma tarihi burada belirtilen tarihle uyuşmamaktadır.
https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc005/kanuntbmmc005/kanuntbmmc00500964.pdf (E.T. 14.07.2026)
https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.984.pdf (E.T. 14.07.2026) ↩︎ - https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.992.pdf (E.T. 14.07.2026) ↩︎
- Bahsedilen kanun aşağıda paylaşılmış olup kabul ve yürürlüğe girme tarihi farklıdır. Bkz. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.1219.pdf (E.T. 14.07.2026) ↩︎
- Makalede “visiting nurse” olarak geçmektedir. Hastalara kaldıkları yerde sağlık hizmeti sunan hemşire, bazı hallerde hasta bakıcı kastedilmektedir. ↩︎
- Refik Saydam’ın bir doktor olarak bu konunun üzerine eğildiği görülmektedir. 18.05.1930 tarihli Meclis Oturumunda şu ifadeleri kullanmıştır:
“Tababet icrası hakkındaki bir kanunla bunu temine yani diplomalı ebelerin memlekette yayılmalarına ve diplomasızların da kaldırılmasına çalışıyoruz.”
https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d03/c019/tbmm03019060.pdf (E.T. 16.07.2026) ↩︎ - Makalede “mother-craft center” ifadesi kullanılmış olup annelik üzerine kadınları eğiten, bilgilendiren; çocukların nasıl yetiştirilmesi ve onlarla nasıl ilgilenilmesi gerektiğini öğreten müesseseler kastedilmektedir. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda aslen direkt olarak bu tarz müesseselerin kurulmasına yönelik bir hüküm olmamakla, Himaye-i Etfal Cemiyeti’ne (Çocuk Esirgeme Kurumu) devri ile birlikte kliniğe dönüştürülmesi ve yeni çoğalması örneğinde görüleceği üzere bu bağlamda birçok müessese idare tarafından kurulmuş veya devralınmıştır. (Bkz. Tuba Demirci-Yılmaz, Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye Modernleşmesinde Annelik Kurguları (1840-1950), Cogito Dergisi, Sayı 81, 2015, s. 80; Duygu Yılmaz, Demografik Bir İnkılap: Cumhuriyet Döneminde Doğum Ve Çocuk Bakımevleri (1925-1940), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, XL (110), 427-472.) ↩︎
- Refik Saydam’ın sıtma konusuna da özellikle mücadele sahasının genişlemesi yönüyle ayrıca özen gösterdiği anlaşılmaktadır. 18.05.1930 tarihli Meclis Oturumunda bu konuyla ilgili şunları demiştir:
“Sıtma malumu aliniz yerde bitmez, hariçten gelir. Orada mücadele bitince başka mıntıkaya geçilir. Fakat bu şekilde mıntıkaları çoğaltmak ve ondan ona geçmek meselesi doğrudan doğruya para meselesidir. Sıtma mücadelesi hakkında Başvekil Paşa Hazretlerinin bana sordukları bir suale verdiğim cevap şu olmuştu: Teşkilatı umumileştirmek için, bütçem kadar para ister. Binaenaleyh bunu senelere taksim etmek lazımdır. Bu mücadeleyi memlekette baştan aşağıya kadar yapmağa imkân yoktur. Çünkü işten anlıyan memur ve müstakhdemin bulmak ve yetiştirmek lazımdır. Ayni zamanda bu mesele malzeme meselesidir, teşkilat meselesidir. (…) Binaenaleyh bu gün mevcut para ile ancak dokuz mıntıkayı idare edebiliyoruz [Yazı tarihinde 11’e çıkacaktır. Ç.N.] Eğer bir köyde bir hastalık mevcut ise derhal haber verilirse, biz köyü, kasabayı, şehri değil bir evi bile ihmal etmeyiz.” Bkz. https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d03/c019/tbmm03019060.pdf (E.T. 16.07.2026) ↩︎ - Trahom, bir bakterinin yol açtığı, tedavi edilmediğinde göz kapaklarının içe kıvrılmasına ve kirpiklerin korneayı tahriş etmesiyle kalıcı körlüğe neden olabilen bulaşıcı bir göz hastalığıdır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere Türkiye genelinde yaklaşık 3 milyon hastayla çok yaygın ve yıkıcı bir halk sağlığı sorunuydu. Trahoma karşı 1925 yılından itibaren Dr. Refik Saydam’ın öncülüğünde sistemli devlet politikaları yürürlüğe konulmuş; özel trahom hastaneleri, dispanserler, gezici tedavi ekipleri ve köy tedavi evleri kurulmuştur. Kampanya kapsamında milyonlarca insan ücretsiz muayene edilip cerrahi müdahaleler uygulanmış, okullarda taramalar yapılmış ve halka hijyen eğitimi verilmiştir. İlerleyen yıllarda gelişen tıp, antibiyotiğin tedavilerde kullanılmaya başlanması ve altyapıda iyileştirmelerle hastalık kontrol altına alınmıştır. ↩︎



