Timsal Karabekir Röportajı – 1

Evvela müzeden bahsetmek istiyorum. Kazım Karabekir Paşa Vakfı Müzesi nasıl oluştu efendim ?

Timsal KARABEKİR: Müzecilik fikri babamızın.Yani şuralarda gördüğünüz büyün eşyalar benim çocukluğumdan itibaren kullanılan eşyalar. Ben bu evde doğmadım ama bu evde büyüdüm, en üst kattaki odaya babam elimden tutar yukarı götürürdü. Burası benim müzem dediği bir odası vardı. Burada gördüğünüz her bir eşyayı, birebir anlatmıştır. Yani Çanakkale’de çadırına düşen bomba parçasından, kar ayakkabılarına kadar ne ararsanız, silahlarına kadar o odada. Yani müzecilik fikri babamızın fikridir.

Her konuşmanızda Kurtuluş Savaşı paşalarına İLAHİ KADRO dediniz. Sizin onları tanımlamanız böyleydi. Peki bu İLAHİ KADRO kimlerdi ? Ve bu kadronun yola çıkış amacı ne idi ?

Timsal KARABEKİR: Amaçlarına zaten eriştiler. Amacın cevabını yaşayarak alıyoruz. Vatan kurtulmuş, cumhuriyet kurulmuş. Amaç buydu. Ben babamdan bahsetmek ile başlarsam eğer, daha Kuleli Lisesi’nin ikinci sınıfında Karabekir, ‘’Kırk yıl Rus zulmünde olan Kars’ı kurtarmak benim idealimdi’’ diyor. Daha lise çocuğu, ben Kars’ı kurtaracağım diye kafaya koymuş. İdealleri var. Ve Allah ona iki kere nasip ediyor Kars’ı kurtarmayı. Bu kadronun hepsi çocukluktan değil ama Harp Akademilerinde beraber oluyorlar. Ali Fuat Paşa ile babamın akrabalığı da vardır. Gerçekten de Allah Türk’ün kurtulmasını istemiş ki o ilahi kadroyu göndermiş. İşte bu yüzden ben onlara İLAHİ KADRO diyorum.

1902 de 318/1 numarasıyla Karabekir, Harbiye’den birincilikle mezun oluyor. Daha sonra sırasıyla Hareket ordusunda, Arnavutluk isyanında, Balkan ve Cihan harplerinde bulunuyor. Mondros’un imzalanmasından sonra, Kurtuluş Savaşına paşamız nasıl dahil oluyor ?

Timsal KARABEKİR: Çok acı bir levha var şurada. ( Duvarda asılı olan yazıyı gösteriyor ) Eski yazıdır ama çok anlamlı. Edirne’nin savunmasında, Edirne düştüğü zaman Bulgarlara esir düşüyor babam. Ve orada diyor ki ‘’HÜR ÖL ESİR YAŞAMA’’ esaretin nasıl bir zulüm olduğunu bizzat yaşayarak o levhası ile bizlere de anlatmaya çalışıyor.
Çanakkale de Mustafa Kemal Paşamız ile yarbay olarak bulunuyorlar. Sonra Kut’ülAmare, daha sonra da babam Doğu’ya geçiyor. Doğu Rusların işgalinde, ama Brest-Litovsk antlaşması ile Ruslar yurdumuzu terk ederken silahlarını ve yerlerini Ermenilere, hatta yerli Ermenilere bırakıyorlar. Bu konuya yürek dayanmaz. Karabekir tek cümle ile diyor ki ‘’ Allah benim gözümün gördüklerini hiçbir göze göstermesin’’ çok büyük bir mezalim, çok büyük ızdıraplar yaşıyoruz. Ve Kâzım Karabekir Erzincan, Erzurum, Sarıkamış, Kars ve ötesi dediği Nahcivan’ı kurtarıyor. Amacı Bakü’ye kadar gitmek. Fakat Bakü’ye kadar gitmeden, daha İran Tebriz de iken geri dön emri alıyor, İran Tebriz’den Batum’a geçiyor. Ama şurada çok önemli bir cümlesi var ki, daha Kurtuluş Savaşı’nın fikri bile tam olarak yok, Mondros imzalanmış sadece ‘’Batum’dan Reşit Paşa gemisine binerken, geminin şaftına burada bulduğum hafif Japon toplarını bıraktım. Parantez içine Mustafa Kemal’in ordusuna ilk hediyelerimdir’’  yazmış.
Hatırlayın, 26 Ağustos gece sabaha karşı, topların çelik ağzı diye bir marşımız vardır. İşte o toplardır. Mustafa Kemal’e ilk hediyelerim dediği toplar. Ve yine Kâzım Karabekir deniz yolu ile, kara yolu yok çünkü, İstanbul Boğazından girdiği zaman, gördüğü manzara yabancı zırhlılardır. Mondros ateşkes, adı ateşkes olmasına rağmen, Osmanlı için gel vatanımı zapt et olmuş. Baştaki padişah aciz, iki eli bağlı durumda ve egemen olan yabancı güçler. Babamın çok büyük bir hatırasını da şöyle nakletmek istiyorum, belki de Kurtuluş Savaşında Kâzım Karabekir’in yeminidir o ‘’ Reşit Paşa gemisi ile Tarabya önlerine geldiğim zaman, bir Türk gemisinde, İngiliz zabitin Türk zabitine emir verdiğine şahit oldum. Türk’ün bayrağını indir, yerine İngiliz bayrağı çekeceksin ! Hayatımda hiç bu kadar acı çekmemiştim. Fakat o an yükselen minareleri ile İstanbul şehri bana şu yemini ettirdi. TEK DAĞ BAŞI MEZAR OLUNCAYA KADAR ÇARPIŞACAĞIM ! Bu yemini ettikten sonra yabancı zırhlılar gözümde bostan korkuluğu niteliğindeydi. ‘’
Mustafa Kemal Paşamızda öyle, Haydarpaşa’ya çıkıp da onları görünce, dediği ‘’Geldikleri gibi gidecekler ‘’…
Kolay gitmediler. Çok ızdıraplar yaşandı. İşte Kâzım Karabekir ilk yeminini orada ediyor. Ve İstanbul’a geldiği zaman iki anısını şöyle dile getiriyor.
‘’Yıl 1918 Kasım ayı. Gelir gelmez Harbiye Nazırı Abdullah Paşaya çıktım. Paşam, ben Doğu’da Ermeni mezalimini içeren vesikalar gönderdim, neden bastırmadınız ileride Ermeniler bunun tersi ile Türkleri suçlayacaklar. Bugünü anlatıyor aslında. Biz 100 yıl geçmesine rağmen üstümüze düşeni yapamamışız.
O sıralarda Abdullah Paşa, hiç bunlardan haberim yok Kazım diyor. Sağda solda buldurttum diyor bir risale olarak bastırdım. Yetmezdi, Fransızcaya çevrilmesi ve ecnebilerinde bunu bilmesi lazımdı. Ancak devletin bütçesinde yeteri kadar para yok. Karabekir bunları kendi imkanları ile bastırıyor. Bu kitapçıklarda Rus bir generalin, utanarak yazdığı Ermeni zulmü anlatılır.
Daha sonra Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal Paşamızın evine gidiyor. Mustafa Kemal bir kulak ameliyatı geçirmiş, hasta yatmakta.
Karabekir , Paşam diyor. İstanbul’da kalmakla hiçbir şey elde edemeyiz. Kurtuluşun anahtarı Doğu’dadır. Doğuya gel, ben. 15. Kolordunun başına Erzurum’a gidiyorum. Sizi bütün kolordumla destekleyeceğim. Mustafa Kemal Paşamızın cevabı ‘’ İyi olur olmaz size mülaki olacağım’’ oluyor.
İşte 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Samsun’a güneş gibi doğar ama, şurada gördüğümüz pasaportu unutmayalım. ( Duvarda asılı olan Atatürk’ün Samsun’a çıkış pasaportunu gösteriyor )
Cumhuriyeti en güzel anlatan belgedir. Mustafa Kemal Paşamız, İstanbul’dan Samsun’a giderken, İngiliz’in verdiği pasaport ile gidebiliyor. Bu nasıl bir zulümdür. Cumhuriyetin her evladına bunu anlatmamız gerekir.

Efendim Atatürk Samsun’a çıktıktan sonra, Erzurum’da yaşanan çok acı bir 7-8 Temmuz gecesi var.
Mustafa Kemal Paşa Askerlikten istifa ediyor. O günü sizden dinlemek isterim..

Timsal KARABEKİR: Şimdi burada benim bildiğim kadarıyla, Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin verdiği pasaport ile gidiyor. Padişahın da durumu farklı. Padişah aciz. Mustafa Kemal Paşayı yolcu ederken, son görüşme de ‘’ Bugüne kadar yaptığın kahramanlıklar, hizmetler şu kara kitaba geçti. Paşa vatanı kurtarabilirsin ‘’ bu padişahın kendi sözleri. Ama iki eli bağlı durumda bir adam, aciz.
Ve İngiliz’in baskısı ile Mustafa Kemal Paşa’ya verilen emir şudur  ‘’Anadolu’ya çık, Türklerin silahlarını topla ve isyanları bastır.’’
Mustafa Kemal her göreve razı, Anadolu’ya çıkar. Ama Samsun’a çıkar çıkmaz hiçte gidip Türklerin silahıyla, isyanıyla ilgilenmez. Amasya genelgesini dünyaya haykırır.
‘’ VATAN BİR BÜTÜNDÜR BÖLÜNMEZ, BİR BÜTÜNDÜR BÖLÜNEMEZ ‘’ ama bu sözler İstanbul’da yankılandığı zaman, İngilizler sinirlenirler, padişaha baskı yaparak derhal Mustafa Kemal Paşa’nın tevkif edilmesini isterler. Mustafa Kemal Paşa tutuklanacağını duyunca istifa etmeye karar verir ve padişah Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanma emrini, bütün yetkileri ile beraber Kâzım Karabekir’e verir. İstanbul, Karabekir’e derhal Mustafa Kemal ve Rauf Orbay’ın tutuklanması emrini verir.
Kazım Karabekir saraya ret cevabı yazar ve ‘’Hayır ! Ben Mustafa Kemali tutuklamam. O bu vatan için çalışmakta.’’
Mustafa Kemal Paşamız 7-8 Temmuz gecesi istifa eder. Rauf Orbay ile otururken, artık sivildir. En güvendiği kurmayı Kazım Dirik içeriye gelir ‘’Paşam, istifa ettin ben kimden emir alacağım ‘’ der.
O sırada yaveri Cevat Abbas heyecanla içeri girer ‘’ Paşam, Kazım Karabekir bir bölük süvari ile gelmekte ‘’ der. Rauf Orbay anılarında Mustafa Kemal bir an sarardı ‘’ Her şey buraya kadarmış Rauf, milli mücadele başlamadan bitecek ‘’ demiştir. Çünkü Karabekir’in aldığı emri biliyor.
Kapı açılır içeri Kazım Karabekir girer, sivil olan Mustafa Kemal Paşamızın karşısında sert bir asker selamı çakar ‘’ Paşam, dün olduğu gibi, bugün de bütün kolordumla emrinizdeyim, sizi koruması için bir bölük süvari getirdim.’’
İki dava arkadaşı gözleri yaşlı birbirlerine sarılırlar. İşte Türk’ün kurtuluş yıldızının parladığı an, o andır. İki kelimelik bir cümle Emrindeyim Paşam !

 Kazım Karabekir paşa tüm bu süreçte Doğu’da. Ve Doğu’da iki temel tehlike var. Ermeniler ve Enver Paşa. Bu yüzden Kazım Karabekir Batı Cephesine gelemiyor.

Şöyle ki, Enver Paşa’da çok yüce bir insan. Fakat öyle bir durumdayız ki, iki başlılık olması mümkün değil. Bu yüzden Enver Paşa’nın gelmesine çok sıcak bakmıyorlar.  Esas Ermeniler.  Önce şunu anlatmak isterim, bu her gencin kafasına yazdığı vasiyet olsun. Ben, Kars Gazi Muhtar Paşa konağında gezerken, şöyle bir levhaya rastladım, can evimden vuruldum. Orada diyor ki ‘’tarihini bilmeyenin coğrafyasını, başkaları çizer ‘’ eğer ben tarihimi yeteri kadar bilmezsem, benim coğrafyamı başkaları çizecektir. Karabekir bunu anılarında çok detaylı yazıyor. Yürekler dayanmaz.
Diyor ki ‘’ Erzurum’a o kadar yaklaştım ki, insanlar beni karşılıyor. Dişlerini görecek mesafedeyim. Gülüyorlardı. Biraz daha yaklaştığım zaman ortada bir gayri tabiilik hissettim. Hiçbiri kımıldamıyordu. Daha da yaklaştığım zaman dehşetle gördüm ki, her biri canlı canlı birer kazığa oturtulmuştu ızdıraptan kasılmıştı çehreler ve öyle can vermişlerdi. Allah benim gözümün gördüklerini, dünya üzerinde hiçbir göze göstermesin’’
Şunu da söylemek isterim, tehcir mevzusunu bir katliam gibi göstererek, soysuz bir yalanla bize yapıştırmaya çalışıyorlar. Osmanlı neden tehcir yaptı ? Hiç kimse ihanet lafını dile getirmiyor, bir kişi hariç. Kimdir o bir kişi, Ermenilerin ilk başbakanı, OvannesKaçaznuni .Kaçaznuni diyor ki, Osmanlı tehcirde haklıydı, biz ihanet ettik. Çok önemli bir cümledir bu. Bu soysuz yalana tek cevaptır bu.
Gümrü antlaşması yeni kurulan Türkiye’nin ilk başarısıdır. Gümrü, antlaşması sırasında Kazım Karabekir Ermeni baş delegeye ‘’ Ufacık boyunla koca Osmanlıya nasıl isyan ettin diyor, Ermeni baş delege Aldatıldık paşam, emperyalistler bize vaatlerde bulundular. Geçmişteki iddialarımızdan vazgeçiyorum ve antlaşması imzalıyorum diyor. ‘’
( Kalemleri gösteriyor ) Gümrü, Kars ve Moskova antlaşmaları ile Doğu sınırımızı çizen kalemler bunlardır…..

İşte o kalemler

Paşa’nın milletvekilliği ve Terakkiperver parti genel başkanlığı dönemi var. Hatta parti kapatılıyor..

Timsal KARABEKİR :  Başta sorduğunuz soruyu cevaplandıramadım, İlahi Kadro kimlerdi ?
Mustafa Kemal Paşamız ile ilk Anadolu’ya çıkanlar, Kazım Karabekir 15. Kolordu, Ali Fuat Cebesoy 20. Kolordu , Rauf Orbay ve Refet Bele.. İlk Anadolu’ya çıkan onlardır. Tabi bunların içinde İsmet Paşamız, Fevzi Çakmak Paşamız, Cafer Tayyar Paşa.. Hangi birini sıralayayım. Şurada dile getiremeyeceğim kadar yüce insanlar. O İlahi Kadro dediğimiz yüce insanlardan, Atatürk’e ilk destek olan kimleri görüyoruz ?
Mesela  Dr.Adnan Adıvar, Halide Edip’in eşi. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay..
Yine Atatürk’ün onayıyla, demokrasinin icabı olan çok partili yaşama geçmek için bir parti kuruyorlar. Ama altını çiziyorum, Atatürk’ün onayıyla!
Fakat parti birazcık varlık gösterince haksız bir iddia ile, Şeyh Sait isyanı bahane edilerek parti kapatılıyor. Aynı şey Serbest Fırka içinde yaşandı. Partinin hızlı yükselişi bu kapatmaya sebep oldu. O dönem için kurulmuş ikinci bir partiye destek var. Ama bu destek sanırım istenmiyor. İstenmediği içinde parti kapatılıyor. Parti kapanınca her şey bitiyor. Karabekir, İclal hanım ile evleniyor. Ve Ankara Etlikte bir evleri var. Ama bu evde de büyük bir acı yaşanıyor. İsmet seni çaya çağırıyor diye bir davete icabet etmek üzere evden çıkan Karabekir, kendisini tutuklanmış olarak buluyor…

NOT: Röportaj Ekin Topcuoğlu tarafından, MedyaSiyaset.com adına yapılmıştır. Röportajın orijinal metnine, kaynağa ulaşmak için tıklayınız.