Lanet Savaş “Barbarossa Harekatı”

Sonun Başlangıcı

“Birliğin gücü tükendi”

Alman birlikleri, kar fırtınaları ve dondurucu rüzgara, Sovyet savunma güçlerinin sert direnişine rağmen savaşarak Kremlin’e 40 kilometre yaklaşmışlardı. Aralık başlarında, Alman kuvvetleri Moskova’nın kuzey doğusundaki kenar semtlerinden biri olan Svenigorod’u alıyordu. En geniş ilerleme kaydeden birlik, bir hücum birliği olan 62. İstihkam Taburu idi. 4. Ordu’ya bağlı birliklerse cephenin Kalinin-Volokolamsk arasında kalan kısmındaki Chimki’de, Sovyet hattında bir gedik açmayı başarıyorlardı. Moskova’nın kenar semtlerinden biri olan Chimki’den kent merkezinin sınırlarına kadar olan uzaklık, yalnızca 8 kilometreydi ve o zamana kadar kat edilen mesafelere göre, bu, adımlık bir mesafeydi. Kremlin’e ise sadece 16 kilometre kalmıştı. Basilius Katedrali’nin kuleleri çoktan öncü birliklerin atış menzili içerisine girmişti. Alman askerleri Sovyet İmparatorluğu’nun merkezine hiç bu kadar fazla yaklaşmamışlardı. Moskova banliyö duraklarında devriyelere rastlanıyordu. Saldırılar, uzun zamandan beri görülmedik biçimde şiddetlenmişti. Almanlar ilerledikçe direniş de o oranda sertleşiyordu. Saldırgan taraf, Chimki’de Sovyet başkentini savunma görevi yüklenen güçlü ve göründüğü kadarıyla etkili de olan 210 milimetrelik kale bataryalarının menziline girmişti. Tek tük dağınık saldıranlar aslında var olan askeri bir zayıflığı perdeliyordu. Cephenin tamamında topyekün bir taarruzdan söz edilemezdi, yalnızca birkaç nokta küçük birlikler tarafından alınmış ve elde tutluyordu. Alman askeri plancılarının Moskova çevresinde oluşturmak istedikleri çember kapatılamıyordu. Alman öncü birlikleri, Sovyet kuvvetlerince Moshaisk’te inşa edilen savunma hatlarını yarmayı başarmışlardı. Ancak Almanların ilerleyişi Moskova’yı koruyan üç savunma çemberinin daha ilkinde bütün cephe birimlerini kapsayacak şekilde çakılıp kalmıştı.

General Hoepner, 3 Aralık’ta ilerleyişlerini “geçici olarak” durduruyorlardı. Bu yöndeki emir, Guderian’ın kısa ve net olarak ifade ettiği gibi, askeri bir zorunluluğun sonucuydu: “Birliklerin gücü ve yakıt tükendi.”
Piyadeler, pozisyonlarını koruyabilmek için siperler kazmaya başlamışlardı. Artık bir mevzi savaşının gereklerini yerine getirmekten başka çareleri kalmamıştı.

“Moskova’yı istiyorum”

Hitler, bu gelişmeye de yine farklı bakıyordu. Hoepner, hücumun durdurulması emrini üstlerinin bilgi ve onayı olmaksızın vermişti. Hitler bunu duyduğunda o bilinen kudurma krizlerinden birini daha geçiriyordu. Cephedeki generallerine “eski kafalı ve aptal sürüsü mektepli askerler” diyerek sövüp saymıştı. Çıldırmıştı: “Moskova’yı ele geçirmeme engel olamayacaklar.”

4 Aralık’ta yeniden saldırıya geçilmesi emrini veriyordu. Ancak, takviye olarak gönderilen 4. Ordu’nun ilerlemeye bir ivme kazandırması girişimi henüz hazırlık aşamasında başarısızlığa mahkum oluyordu. Feldmareşal Bock bunu, Alman Orduları Yüksek Komuta Kademesi’ne yazdığı bir yazıda şöyle ifade ediyordu: “Özellikle birliğin gücünün tükendiği bu noktada, yapılacak bir saldırı anlamsız ve hedefsiz görünüyor.”

16 Kasım’dan 4 Aralık’a kadar geçen süre içerisinde Alman tarafı 55 bin adamını kaybetmişti. Bölüklerin sayısal gücü takım seviyesine gerilemişti, alaylarsa ancak bir bölüğe denk düşecek güçteydi. Alman askeri birlikleri haftalardır aralıksız savaşmışlardı, elde takviye için yedek kuvvet de kalmamıştı. Savaşacak güce sahip askerlerin sayısındaki bu azalma yalnızca çarpışmalarla bağlantılı değildi. Donarak ölme sonu ortaya çıkan kayıpların sayısı daha fazlaydı: 110 bin asker, soğuğun kurbanı olarak ölmüşlerdi.

“Bataryamda ayak parmakları ve topukları donmamış kimse kalmadı” diyordu bir onbaşı, evine yazdığı mektupta. Ancak, yalnızca donmuş ayaklarla bu işten sıyrılamayanların sayısı da bir hayli fazlaydı. Rus kışında sıfırın altında 50 derecede korunmasız olarak boş araziye sürüldüklerinden, sayısız asker donarak ölmüştü. Her yerde sıcak elbise kıtlığı yaşanıyordu. Kamuflaj elbisesi olmadığından yatak çarşafları kamuflaj paltosuna dönüştürülmüştü, ama bunlar vücudu ısıtmaya yaramıyordu. Yer donmuştu. Hendek kazmak mümkün değildi; dondurucu rüzgara karşı yalnızca karlar atılarak açılan siperler korunma imkanı sağlıyordu.

“Bize neden kış malzemeleri verilmediğini anlamak mümkün değil. Eğer böyle devam ederse, aynı Napolyon’un başına geldiği gibi bir sürü insan donacak. Sanırım, onlar 1812’de bizden daha iyi donanıma sahiptiler. Neredeyse herkes yırtık çoraplarla dolaşıyor, kimsenin kulağı soğuktan koruyacak kulak koruyucusu yok. Diğer birliklerde de durum aynı. Bizim sorunlarımızla çok az ilgileniyorlar. Tarih 1941, 1812 değil.”

Bir ikmal taburunda görevli bir onbaşı, evine yazdığı mektupta böyle diyordu. Soğuğa bir de açlık eklenmişti. Rus kışı, gıda maddelerinin buz kalıpları haline gelecek şekilde donmasına yol açıyordu. Ekmek, ancak nacakla vurularak kesilebiliyor ve dilimler tek tek ateşte ısıtılmak zorunda kalıyordu. Donarak kaskatı kesilmiş tereyağı parçaları ise ancak emilebiliyorlardı. Askerlerin başı ishalle dertteydi. Doğu Prusya’daki sıcak karargahlarındaki ordu yönetiminin bu konudaki kendini beğenmiş tutumu, onlara pahalıya mal olmuştu. Ülke genelinde toplanan kışlık giysiler, zamanında cepheye ulaştırılamamıştı. İkmal yolları her defasında partizan birliklerince kesiliyor ve cephenin ön saflarında çarpışmakta olan birlikler böylece en temel gereksinimlerinden yoksun kalıyorlardı.

5 Aralık günü Feldmareşal von Bock güncesine şu notu düşüyordu: “Guderian, dayanılmaz soğuğun yorgun ve bezgin durumdaki birliklerin her hareketini ve savaş yeteneğini son derece güçleştirdiğini bildiriyor.” Bu tarih, Wehrmacht için “Kara Cuma” olarak anılacak bir gündü.

“…hücum gücü zayıfladı”

Alman Orduları Yüksek Komuta Kademesi OKH’ya bağlı “Doğu Yabancı Orduları” biriminin 4 Aralık 1941’de yaptığı bir durum değerlendirmesinde, “Rus, önemli ölçüde yedek kuvvet takviyesi olmaksızın büyük bir saldırıya geçecek durumda değil” deniliyordu. Bu değerlendirme, Kızıl Ordu’nun kalan savaş gücünün olduğundan çok daha az tahmin edildiği tamamen eksik bir değerlendirmeydi. Çünkü, Sovyetler tam da o sıralarda karşı saldırıya hazırlanmaktaydı.
Stalin’in kurtarıcı olarak gördüğü Georgi Jukov, Sokolovski, Bulganin, Rokossovski, Vlassov, Govorov, ve Jefremov adlı generallerle, başkenti kurtararak ve Alman saldırısını nihai olarak geri püskürtecek ayrıntılı bir plan hazırlanmaktaydı. Kızıl Ordu birlikleri ilk kez yalnızca karşı tepki vermekle sınırlı kalmıyorlar, inisiyatifi de ellerine almış oluyorlardı. Sovyet Enformasyon Dairesi, 4 Aralık’ta şu bilgiyi rapor ediyordu: “Moskova’ya karşı altıncı Hitler saldırısının 17. gününde, düşman ordularının hücum gücü önemli ölçüde zayıflamıştır.”

Bu, değerlendirilmesi gereken bir durumdu. Sovyet hücumunun ilk stratejik hedefi, Orta Ordular Grubu’nun büyük çaplı birlikleriydi. Jukov, 2. ve 3. tank ordularını aynı anda vurmak, hemen ardından bağlı birlikleri çembere alarak yok etmek istiyordu. Genelkurmay Başkanı Şapoşnikov, 4 Aralık akşamı Stalin ve Savunma Komitesi “STAVKA”nın onayına sunulan nihai taslağı hazırlamıştı. Jukov’un planına göre, Kızıl Ordu birlikleri cephe hattını yararak düşmana arkadan saldıracak ve onu kuşatacaklardı.
Bu strateji, Wehrmacht’ın Kiev üzerinden Minsk’e, Vyasma ve Bryansk’a kadar uyguladığı ve kazandığı kuşatma saldırılarında uyguladığı stratejinin prensip olarak aynısıydı: Düşman kuvvetlerine ortadan bindirme yapılacak, kanatlardan büyükçe bir makas hareketi uygulanacaktı.
Sovyet askeri yönetimi, geçmişteki hatalarından ders çıkarıyordu. Almanların Sovyet başkentini en fazla tehdit ettiği yer olan engebeli Klin bölgesinde, Wehrmacht en büyük tehlikeyle, bölünme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bu iş için gerekli kuvvetler; Sibirya’dan taze kuvvetler, bir kış savaşı için iyi hazırlanmış ve iyi donanımlı elit birlikler, haftalardır bölgeye sevk edilmekteydi. Sovyet üst düzey komuta kademesi, yalnızca Sibirya’dan 34 tümeni nihai savaş olan Moskova Çarpışması’na sürecek durumdaydı. Sovyet başkentini Alman kıskacından kurtarmak ve saldırganlara karşı saldırıda bulunmak üzere 1 milyonun üzerinde asker bölgeye gelmişti.
Sovyet tarafının elinde başka avantajlar da vardı: Moskova’da üretim son hızıyla deva ederken ve kısa ikmal yollarından cephedeki birliklere sürekli malzeme akarken, Alman birlikleri cephede kendilerine gönderilecek ikmal malzemelerini bekliyorlardı.
Gittikçe artan ve her geçen gün daha da etkili olan partizan saldırılarının yanı sıra, Sovyet paraşüt avcıları da Alman ikmal bağlantılarını kesintiye uğratıyorlar ve cephe gerisindeki birliklere rahat vermiyorlardı. Sovyet Hava Kuvvetleri de daha etkili saldırılar gerçekleştiriyor, özellikle uçak kabinlerindeki silahlar ve uçağın alt kısımlarına yerleştirilmiş Stormovik makinelilerinin tahrip bombaları Alman tarafına çok sayıda kayıp verdiriyordu.

Kaynak: Guido Knopp Lanet Savaş
“Barbarossa Harekatı”
Çeviren: İsmail Toksoy
Pencere Yayınları 2006

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir