İhanetin İçinde Bir Din Adamı: Mustafa Sabri

Değerli okuyucular
Dün karşılaştığım ve öğrendiğim anda hayretler içinde kaldığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk duyduğum anda, gerçek olduğuna inanamadım. Bu kadarı olmaz diye düşündüm. Ne yazık ki duyduklarımın doğruluğu karşısında şaşırmaktan ve üzülmekten kendimi alıkoyamadım.(Yazı 16 Kasım’da yazıldığından, tarihlere dikkat ederek okuyunuz.)

Tokat da bir İmam Hatip Lisesinin ismi Mustafa Sabri olarak değiştirilmiş. Bu isim ilk duyulduğu anda gayet normal gözüken, tepki çekmeyen bir şekilde tabelaya yerleştirilmiş. Zira yakın tarihimiz ile ilgili bilgisi, belirli çerçevede olan vatandaşlarımız bu ismi gördüklerinde şaşırmayacaktı. Oysa Şeyhülislam Mustafa Sabri olarak yazılmış olsa herkes gerçeği anlayabilecekti.


Ben bu önemsiz isim sahibinin hakkında çok ayrıntıya girmeden birkaç bilgi vererek, Mustafa Sabri denen şahsın kim olduğunu sizlere anlatmak isterim.

Bu mollanın icraatları saymak ile bitmeyecek türdendir. Onun Milli Mücadeleye verdiği zararı başka hiç kimse verememiştir. Mustafa Sabri’nin ismini her duyduğumda aklıma merhum İsmet Paşa’nın sözleri gelir ‘’ Hiç bir ülke yoktur ki, kendi içerisinde bizim kadar hain yetiştirebilsin. ‘’.

25 Eylül 1919 da Mustafa Sabri’nin de mensubu bulunduğu, ileride hepinizin bildiği Teali İslam Cemiyeti adını alacak olan, Cemiyet-i Müderrisin bir fetva yayınlar. Yayınlanan fetva Mustafa Kemal’in Havza ve Amasya genelgelerine karşı bir hamledir. Fetvanın içeriği oldukça uzun ve ağdalı kelimeler ile süslüdür. Bu fetva da Kuvay-i Milliyeciler için ‘’ Kudurmuş Haydutlar ‘’ ifadesi kullanılmış ve her birinin katledilmesinin caiz olduğu söylenmiştir. Bu fetvalar çoğaltılmış ve İngiliz uçakları ile Anadolu da dağıtılmıştı.

Bu Mustafa Sabri Efendi’nin elbette ilk icraatı değildi. Son da olmayacaktı. Sevr Antlaşmasının imzalanacağı günlerde, Sultan Vahdettin, Yıldız Sarayında Meclis-i Âlî toplantısı düzenlemişti. Toplantının ana konusu Sevr antlaşmasının imza edilmesiydi. Antlaşmanın en ateşli savunucularından birisi de Mustafa Sabri Efendiydi. Nitekim toplantı sonunda antlaşmanın imzalanması için oy vermişti.

Bir başka olay vardır ki, yürekleri yakar. Bir hiç uğruna, iftiralar ile dar ağacına gönderilen, evlatları yetim bırakılan Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey’in katledilişinde yine karşımıza Mustafa Sabri çıkar.

(Boğazlıyan Kaymakamı Şehit Kemal Bey)

Ruslar ile işbirliği yapan Ermeni çeteciler, kardeşlerine kıydığı zaman, İttihat ve Terakki yönetimi Ermeni ahalinin, Suriye bölgesine gönderilmesine karar vermişti. Hiçbir zaman kabul etmedim, bu yüzden buraya sürgün ifadesini eklemeyeceğim. Çünkü gönderildikleri bölge vatanın dışında bir yer değildi. Suriye, imparatorluğun sınırları içerisindeydi. Bu yüzden bu bir soykırım, sürgün değil, kardeş kavgasına son vermek için yapılmış bir yer değişikliği idi. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey de, kendisine gönderilen talimatname gereği bölgesinde bulunan Ermeni vatandaşlarımızı, gerekli önlemleri alarak yeni yerleşim yerlerine göndermişti. Cihan harbinin bitiminden sonra, ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan İttihat ve Terakki yöneticilerinin yerine , işbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Fırkası elemanları getirilmişti. Malta’ya sürülen İttihatçıları asmak isteyen İngilizler, sözde Ermeni Soykırımı (!) iddialarını dile getirmeye başlamıştı. Suçlu olarak İttihat ve Terakki yöneticileri ile, Osmanlı bürokrasisi hedef seçilmişti. İngiliz baskısı sonucu Kemal Bey tehcirden sorumlu tutuldu. Ermeni ahaliye kötü davranmak, öldürülmeleri için emri vermek suçlarından idama mahkum edildi. 10 Nisan 1919 günü Beyazıt meydanında asılarak idam edildi. İdam sehpasında son sözleri ‘’ Evlatlarımı Türk milletine emanet ediyorum’’ oldu . İdamını onaylayan fetva ise Şeyhülislam Mustafa Sabri tarafından kaleme alınmış ve onaylanmıştı.
Şehit Kemal Bey’in Türk milletine emanet ettiği çocuklarını Atatürk evlat edinmek istedi. Dedesinin ricası üzerine çocuklar ailede kaldı, Atatürk tarafından aileye Beşiktaş’ta bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve çocuklarına ömür boyu maaş bağlandı. Mustafa Sabri’nin yetim bıraktığı evlatlara, Atatürk sahip çıkmıştı.

14 Ekim 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi Kemal Bey’e şehit unvanı vererek, bu haksız kararı yok saydığını gösterdi.

11 Nisan 1920 tarihinde Dürrizade Abdullah tarafından yayınlanan fetva ile Anadolu ordusu paşaları hain ve kafir olarak ilan ediliyor, Kuvay-i Milliyecileri öldürmenin sevap, bu yolda ölenlerin şehit olduğu bildiriliyordu. Bazı kurnazlar sabahtan beri, özellikle sosyal medya da bu fetvayı Dürrizade’nin
yayınladığını, Mustafa Sabri’nin konu ile alakası olmadığını söyleyerek durumu yumuşatmaya çalışıyor. Fakat bilmiyorlar ki bu fetvayı kaleme alan Mustafa Sabri, yürürlüğe koyan Dürrizade Abdullah’tır.

O fetvanın orijinal metinini ve günümüz Türkçesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Günümüz Türkçesi ;

“Dünya düzeninin sebebi olan ve kıyamet gününe kadar Ulu Tanrı’nın daim eyleyeceği İslâm Halifesi Hazretleri’nin veliliği altında bulunan İslam memleketlerinde bazı kötü kimseler anlaşarak ve birleşerek ve kendilerine elebaşılar seçerek Padişah’ın sadık uyruklarını hile ve yalanlarla aldatmakta, yoldan çıkartmaktadırlar. Padişahın yüksek buyrukları olmaksızın asker toplamaktadırlar. Görünüşte askeri beslemek ve donatmak bahaneleriyle, gerçekte ise mal toplamak sevdasıyla, şeriata uymayan ve yüksek emirlere aykırı bir takım haksız ödemeler ve vergiler koymakta ve çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mal ve eşyalarını zorla almakta ve yağmalamaktadırlar. Böylece insanlara zulmetmekte, suçlamakta ve Padişahın ülkesinin bazı köy ve şehirlerine saldırmak suretiyle tahrip ve yerle bir etmektedirler. Padişahın sadık tebaasından nice suçsuz insanları öldürmekte ve kan döktürmektedirler. Padişah tarafından atanmış bazı dini, askeri ve sivil memurları istedikleri gibi memuriyetten çıkarmakta ve kendi yardakçılarını atamaktadırlar. Hilâfet merkezi ile Padişah ülkesi arasındaki ulaştırmayı ve haberleşmeyi kesmekte ve devletin emirlerinin yapılmasına engel olmaktadırlar.

Böylece, hükümet merkezini tek başına bırakmak, Halifenin yüceliğini zedelemek ve zayıflatmak suretiyle yüksek Hilafet katına ihanet etmektedirler. Ayrıca Padişah’a itaatsizlik suretiyle devletin düzenini ve asayişini bozmak için düzme yayımlar ve yalan söylentiler yayarak halkı azdırmaya çalıştıkları da açık bir gerçektir. Bu işleri yapan yukarıda söylenmiş elebaşılar ve yardımcıları ile bunların peşlerine takılanların dağılmaları için çıkarılan yüksek emirlerden sonra bunlar, hala kötülüklerine inatla devam ettikleri takdirde işledikleri kötülüklerden memleketi temizlemek ve kulları fenalıklardan kurtarmak dince yapılması gerekli olup, Allah’ın “öldürünüz” emri gereğince öldürülmeleri şeriata uygun ve farz mıdır” Beyan buyrula?

Cevap: Allah bilir ki olur.

Dürrizâde El-Seyid Abdullah

Böylece Padişahın ülkesinde savaşma kabiliyeti bulunan müslümanların adil Hâlifemiz Sultan Mehmet Vâhdettin Han Hazretlerinin etrafında toplanarak savaşmak için yapacağı davet ve vereceği emre uymak suretiyle adı geçen asilerle çarpışmaları dince gerekir mi? Beyan Buyrula.

Cevap: Allah bilir ki gerekir.

Dürrizâde El-Seyid Abdullah

Bu takdirde, Halife Hazretleri tarafından sözü edilen asilerle savaşmak üzere görevlendirilen askerler, çarpışmazlar ve kaçarlarsa büyük kötülük yapmış ve suç işlemiş olacaklarından dünyada şiddetle cezayı, ahirette de çok acı azâbıhakk ederler mi? Beyan Buyrula.

Cevap: Allah bilir, ederler,

Dürrizâde El-Seyid Abdullah

Bu takdirde, Halife askerlerinden asileri öldürenler gazi, asilerin öldürdükleri şehit sayılırlar mı? Beyan buyrula.

Cevap: Allah bilir ki, sayılırlar.

Dürrizâde El-Seyid Abdullah

Bu takdirde, Padişah’ın asilerle savaşmak için verdiği emre itaat etmeyen müslümanlar, günahkar ve suçlu sayılıp şeriât yargılarına göre cezalandırılmayı hak ederler mi? Beyan buyrula.

Cevap: Allah bilir ki, ederler.

Dürrizâde El-Seyid Abdullah”

Bu fetvaya inanarak harekete geçen isyancılar, Halife orduları, kaç masum Kuvay-i Milliyeci’nin kanına girdiler bilir misiniz? İşte böyle ayrılık tohumları eken, kardeşi kardeşe kırdıran Mustafa Sabri 1927 yılında, Yunanistan’da çıkardığı Yarın gazetesinde ki şu yazısı ile misyonunu tamamlıyordu;

Yalnız Müslüman ve insan

Olarak kalmak üzere, Türklükten,

Şeref ve izzetimle istifa

Ediyorum Allah’ın huzurunda!…

Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme

Beni Türk milletinden addetme

Mustafa Sabri

1954 yılında sığındığı Mısır’da vatansız, milletsiz, kimsesiz bir şekilde öldü.

NOT: Gün içinde edinilen bilgiye göre mustafasabri ismi tabeladan kaldırılmış. Yerine ŞEHİT YAKUP AKDAĞ ismi verilmiştir. Böylesi bir karar çok daha doğrudur, yetkililerin bir daha böylesine yanlışlıklar yapmaması dileği ile.

 

Yazı ilk olarak MedyaSiyaset.com’da yayımlanmıştır. Ekin Topçuoğlu’nun MedyaSiyaset’teki yazılarını okumak için tıklayınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir