Güneş Dil Teorisi

Güneş Dil Teorisi Nedir?

Güneş-Dil Teorisi, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün dilbilim temellerine dayandırılabileceği görüşünden güç alan bir teoridir. 1934-1936 yılları, Atatürk’ün aynı zamanda Türkçenin ve öteki dünya dillerinin kökenine eğilme yönündeki çalışmalara ilgi gösterdiği yıllardır. Teorinin ilham kaynağı Viyanalı Dr. Hermann F. Kivergitsch’in Atatürk’e gönderdiği 41 sayfalık basılmamış bir incelemesidir.

Viyana Üniversitesi’nde yetişmiş olan Kıvergitsch, sosyoloji ve antropoloji yöntemi ile elde ettiği bilgileri, S. Freud’un psikanaliz görüşleri ile birleştirerek dil akrabalıklarının araştırılmasında kullanmak istemiştir. Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi adlı incelemesinde ileri sürdüğü teorinin özü, Türkçenin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün bazı ses değişme ve gelişmelerine bağlanmasıdır. Bu temel görüşten yararlanarak Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adlı kitapçığı hazırlamıştır.

Teorinin İçeriği ve Siyasi Hedefleri

Teorinin ana fikri “Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçeden türediği”ydi.

Güneş Dil Teorisinin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk Devrimleri’ni anlamak açısından önemlidir. Ümmetten millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini aşağılanmış hisseden Türk milletine özgüven aşılamak Teorinin amaçları arasında görülmüştür. Teori, Atatürk Devrimleri’nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bundan dolayı bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklenmiştir.

Atatürk Türk Tarih Tezi’ni desteklemek için Kvergić’in hipotezini geliştirilmesini istiyordu. Çünkü kendisine güvenen ve saygı duyan bir millet bilincinin uyanmasını istiyordu. Avrupalı tarihçilerin Türkleri aşağılamasına yanıt olarak “Türk dili, Taş ve Maden devrinde kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan kadim büyük bir kültür dilidir.” mesajı verilecekti.

Atatürk, teoriden iki şekilde yararlanmak istemiştir:

a.Türk milletine; eski, köklü tarihi ile olduğu kadar, eski ve köklü dili ile de gurur duyabileceğinin aşılanması,
b. 1932-1936 yılları arasındaki özleştirme çalışmalarında temel alınan tasfiyeciliğin frenlenmesi.

Geçmiş-Süreç

-Ulus gazetesinde 1935 yılında dillerin kökeni sorunu ile ilgili Notlarımızı anlatan izah başlığıyla imzasız makaleler yayınlandı.

-14 Kasım 1935 tarihinde Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adıyla makaleler kitap haline getirildi.

-TDK genel sekreteri İbrahim Necmi Dimen, Tahsin Mayatepek ile yazışmasında bu notların ve açıklamalarının Atatürk’e ait olduğunu ancak kendileri isimlerinin ilanını arzu buyurmadıklarından imzasız yayınlandığını açıklar.

-Bu notların hazırlanmasında Rus dilci Pekarski, Fransız Hilarie de Barenton ve B. Carra de Vaux’un eserlerinden faydalanılmıştı. Necmi Dilmen’in mektubunda Atatürk’ün yazdığı anlaşılan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitapta, Sırp asıllı Avusturyalı dilbilimci Dr. Phil. Hermann Kvergic’in Türk Dillernin Nazı Unsurlarının Psikolojisi isimli 41 sayfalık basılmamış Fransızca eserinden de faydalanılmıştır.

-Bu tez, yazarı tarafından 1935 yılında Viyana’dan önce Türk Dil Kurumu’ndan Akmet Cevat Emre’ye gönderildi.

-Emre’nin kıymetsiz bulduğu mektubuna cevap alamayan Kvergić, bu kez eserini doğrudan Atatürk’e gönderdi. Teorideki esas fikir bizzat Atatürk tarafından geliştirildi ve sunuldu.

Güneş Dil Teorisi, 1930’lu yıllarda Atatürk tarafından desteklenmiş, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti’nin düzenlediği 3. Dil Kurultayında katılımcılar tarafından tartışılmış ve hatta kurultay raporunda katılımcı dilbilimciler tarafından da araştırılmasını teşvik edilmiştir.

Kelimelerin Doğuşuyla İlgili Varsayımlar

Örneğin ;Niagara şelalesinin ismini alış hikayesi çok ilginçtir.Bering Boğazı yoluyla Amerika kıtasına geçen Türkler (sonradan Kızılderili olarak adlandırılacaklardır) kıtayı keşfe başlarlar. Bir müddet ilerledikten sonra önlerine korkunç gürültüler çıkaran bir şelale çıkar. Bu durumdan çok etkilenen Türkler “ne yaygara! ne yaygara!” derler. Zamanla “ne yaygara” yerini Niagara’ya bırakır.

Başka bir örnek de şöyledir.Kıta keşfine devam eden Türk boyları Güney Amerika’ya kadar gelmişlerdir. Burada ucu bucağı olmayan bir nehir görürler ve tüm çabalara rağmen sonunu bir türlü bulamazlar. Hayretler içinde kalıp “amma uzun!” demişler. Zamanla bu “amma uzun”, Amazon’a dönüşmüştür.

Dillerin Türkçe ile Benzerliği

Sümerceden Örnekler;

Adda (ata, baba), Ama (anne, ana), Aga (yönetici, ağa), An (tan, gök), Anu (Gök Tanrı), Ar(er, şeref), As (tek, biricik), Bab(baba), Dingir (Tengri), E (ev), Kıya (kıyı), Es (esmek), Gisko (şişko), Dim (dik), Kol (kol), Uiku (Uyku), Kus (kuş), Sag (sağ) Mesu (meşe), Ag (akıl), En (engin, yüce), Ge (gel), Ka (kan), Kanal (kan damarı), De (demek), Duru (durmak), Kur (dağ, kurgan), Kusu (koşmak), Güles (güleç) Bur (delik,burgu), Bal (balta), Bar (barla/parla), İb (ip), Alım (alımlı), Ulu (ulu), Utu (Güneş, Uçtu, Ot-O), Kup (gitmek, kop), Gim (kim), Ir (er), Odun (odun, Ot-un) YAKU (yak), YAKUHİN (yakı, ilaç), TEPPEN (tepe), YORU (yürü, yakına gel),

Japoncadan Örnekler;

KURO (kara), AMA (ana, dalgıç kadın), YOOMO (yün), SUİ (su, meyve suyu), SUİ-DO (akarsu, hareketli su), WA (var), ARU (varlık), ASAİ (sığ), YANE (yan tavan), KAKU (yaz, kak), HANAŞİ (hanaş, konuş), CHIZU (çizi, harita), TABE (ye, tat), TATAKU (dayak, dövüş), YABAN (yabancı), YASAİ (yeşil sebze), KİİRO (kir, kır, sarı-gri, eski Japoncada ‘duman’), NANİ (ne), KA (kangı ‘soru takısı’), KATAİ (Katı), YAMA (yamaç), SUNDE (sin, çök, otur). İMA (imdi, şimdi), ASHİTA (Aştı, yarın), BOSHİ (Başlık), MURA (bura, köy),İRİGUÇİ (İrigiriş)

Yazı alıntıdır, kaynağa ulaşmak için tıklayınız.